土耳其语常用词汇

按等级排列的土耳其语常用词汇:释义、例句和发音,覆盖 A1 到 C2。免费、无需注册,还可以用单词卡复习。

等级 A1

Açım.
我饿了。Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim? — 我饿了。我能吃点东西吗?
Adın ne?
你叫什么名字?Adın ne? Benim adım Tom. — 你叫什么名字?我叫汤姆。
Anlamıyorum.
我不明白。Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin? — 我不明白。你能再说一遍吗?
anne
妈妈Annem bir öğretmen. — 我妈妈是老师。
araba
汽车Babamın kırmızı bir arabası var. — 我爸爸有一辆红色的车。
arkadaş
朋友O benim en iyi arkadaşım. — 她是我最好的朋友。
baba
爸爸Babam bir ofiste çalışır. — 我爸爸在办公室工作。
Bana yardım edebilir misin?
你能帮我吗?Bana yardım edebilir misin? Kayboldum. — 你能帮我吗?我迷路了。
Banyo nerede?
洗手间在哪里?Affedersiniz, banyo nerede? — 打扰一下,洗手间在哪里?
Bir kahve istiyorum, lütfen.
请给我一杯咖啡。Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü. — 请给我一杯咖啡,加牛奶。
büyük
大Fil çok büyük. — 大象很大。
çalışmak
工作O bir hastanede çalışır. — 她在医院工作。
elma
苹果Her sabah bir elma yerim. — 我每天早上吃一个苹果。
ev
房子Benim evim büyük. — 我的房子很大。
evet
是Evet, ben buradayım. — 是的,我在这里。
gitmek
去Her gün okula giderim. — 我每天去学校。
gün
天Bugün güzel bir gün. — 今天是美好的一天。
Günaydın!
早上好!Günaydın! Nasılsın? — 早上好!你好吗?
hayır
不Hayır, teşekkür ederim. — 不,谢谢。
içmek
喝Sabahları kahve içerim. — 我早上喝咖啡。
ihtiyacı olmak
需要Bir doktora ihtiyacım var. — 我需要一个医生。
İstanbul'da yaşıyorum.
我住在伊斯坦布尔。İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir. — 我住在伊斯坦布尔。这是一座大城市。
istemek
想要Bir fincan çay istiyorum, lütfen. — 请给我一杯茶。
kedi
猫Kedi küçük. — 这只猫很小。
kitap
书Bu kitap ilginç. — 这本书很有趣。
konuşmak
说İngilizce konuşuyor musun? — 你会说英语吗?
köpek
狗Bir köpeğim var. — 我有一只狗。
küçük
小Küçük bir odam var. — 我有一个小房间。
masa
桌子Kitap masanın üzerinde. — 书在桌子上。
merhaba
你好Merhaba, benim adım Anna. — 你好,我叫安娜。
mutlu
开心Bugün mutluyum. — 我今天很开心。
Nasılsın?
你好吗?Nasılsın? İyiyim, teşekkürler. — 你好吗?我很好,谢谢。
Ne kadar?
这个多少钱?Ne kadar? Beş euro. — 这个多少钱?五欧元。
okul
学校Okul evimin yakınında. — 学校离我家很近。
okumak
读Her gece bir kitap okurum. — 我每天晚上读书。
olmak
是(成为)Mutlu olmak istiyorum. — 我想要快乐。
para
钱Hiç param yok. — 我没有钱。
Saat kaçta açılıyor?
几点开门?Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor. — 几点开门?九点开门。
sahip olmak
有İki kız kardeşim var. — 我有两个姐妹。
sandalye
椅子Lütfen sandalyeye oturun. — 请坐在椅子上。
şehir
城市Londra çok büyük bir şehir. — 伦敦是一座非常大的城市。
sevmek / beğenmek
喜欢Pizzayı çok severim. — 我非常喜欢比萨。
sıcak
热Bugün çok sıcak. — 今天很热。
soğuk
冷Su çok soğuk. — 水很冷。
su
水Her gün su içerim. — 我每天喝水。
süt
牛奶Çocuklar her gün süt içer. — 孩子们每天喝牛奶。
yaşamak
住Küçük bir köyde yaşıyorlar. — 他们住在一个小村庄里。
yemek yemek
吃Sabahları ekmek yerim. — 我早上吃面包。
Yorgunum.
我累了。Yorgunum. Uyumak istiyorum. — 我累了。我想睡觉。
zaman / saat
时间Saat kaç? — 现在几点了?

等级 A2

aile
家庭Ailem İstanbul'da yaşıyor. — 我的家人住在伊斯坦布尔。
akşam
晚上Akşam yemeği hazırladım. — 我做了晚饭。
anlamak
理解/明白Öğretmeni çok iyi anlıyorum. — 我很清楚地理解老师。
arkadaş
朋友Arkadaşımla sinemaya gittim. — 我和朋友去看电影了。
beklemek
等待Otobüs durağında bekliyorum. — 我在公交车站等车。
Bu ne kadar?
这个多少钱?Bu ne kadar, otuz lira mı? — 这个多少钱,三十里拉吗?
Bugün hava nasıl?
今天天气怎么样?Bugün hava nasıl, yağmur var mı? — 今天天气怎么样,下雨吗?
Bunu Türkçede nasıl söylersin?
这个用土耳其语怎么说?Bunu Türkçede nasıl söylersin, bilmiyorum. — 这个用土耳其语怎么说?我不知道。
büyük
大Bu ev çok büyük. — 这座房子很大。
çalışmak
工作/学习Babam bir bankada çalışıyor. — 我爸爸在一家银行工作。
cevap
回答/答案Doğru cevabı bilmiyorum. — 我不知道正确答案。
dinlenmek
休息Hafta sonu evde dinlendim. — 周末我在家休息了。
doktor
医生Doktora gitmem gerekiyor. — 我需要去看医生。
fiyat
价格Bu ürünün fiyatı nedir? — 这个产品的价格是多少?
gelmek
来O, eve geç geldi. — 他很晚才回家。
gitmek
去Yarın okula gideceğim. — 我明天要去学校。
Hangi saatte kalkıyor?
几点发车?Tren hangi saatte kalkıyor? — 火车几点发车?
hasta
生病的/病人Dün çok hastaydım. — 我昨天病得很重。
hava
天气/空气Bugün hava çok soğuk. — 今天天气很冷。
içmek
喝Su içmek sağlıklıdır. — 喝水有益健康。
Kaç yaşındasın?
你多大了?Kaç yaşındasın, yirmi mi? — 你多大了,二十岁吗?
karar vermek
做决定Henüz bir karar veremedim. — 我还没能做决定。
kolay
容易/简单Bu soru çok kolay. — 这个问题很容易。
konuşmak
说话/交谈Türkçe konuşmaya çalışıyorum. — 我在努力说土耳其语。
küçük
小Küçük bir kedi buldum. — 我找到了一只小猫。
market
超市/杂货店Marketten ekmek aldım. — 我从超市买了面包。
mavi
蓝色Mavi gözleri var. — 她有一双蓝眼睛。
Ne zaman geleceksin?
你什么时候来?Ne zaman geleceksin, akşam mı? — 你什么时候来,晚上吗?
Nerede oturuyorsun?
你住在哪里?Nerede oturuyorsun, şehir merkezinde mi? — 你住在哪里,在市中心吗?
Nereye gidiyorsun?
你要去哪里?Nereye gidiyorsun, markete mi? — 你要去哪里,去超市吗?
okumak
读/学习Her gece kitap okurum. — 我每天晚上读书。
pahalı
贵Bu araba çok pahalı. — 这辆车很贵。
para
钱Cüzdanımda para yok. — 我钱包里没有钱。
Randevu almak istiyorum.
我想预约。Randevu almak istiyorum, yarın müsait misiniz? — 我想预约,您明天有空吗?
renk
颜色En sevdiğim renk mavidir. — 我最喜欢的颜色是蓝色。
rezervasyon yapmak
预订Otelde rezervasyon yaptırdım. — 我在酒店做了预订。
sabah
早晨Her sabah kahve içerim. — 我每天早上喝咖啡。
sağlık
健康Sağlık çok önemlidir. — 健康非常重要。
satın almak
购买Yeni bir telefon satın aldım. — 我买了一部新手机。
Sence ne yapmalıyım?
你觉得我应该怎么做?Sence ne yapmalıyım, bu işi kabul etmeli miyim? — 你觉得我应该怎么做,我该接受这份工作吗?
seyahat etmek
旅行Avrupa'ya seyahat etmek istiyorum. — 我想去欧洲旅行。
sıcak
热/温暖Yazın hava çok sıcak olur. — 夏天天气很热。
sormak
问Sana bir şey sormak istiyorum. — 我想问你一件事。
tatil
假期Bu yaz tatilde denize gideceğiz. — 今年夏天我们要去海边度假。
uçak
飞机Uçakla Ankara'ya gittim. — 我坐飞机去了安卡拉。
ucuz
便宜Bu mağazada her şey ucuz. — 这家店里的东西都很便宜。
Yardım edebilir misin?
你能帮我吗?Yardım edebilir misin, çantam çok ağır. — 你能帮我吗?我的包很重。
yazmak
写Annem mektup yazdı. — 我妈妈写了一封信。
yemek
食物/饭菜/吃Yemeği çok beğendim. — 我很喜欢这顿饭。
zor
难/困难Türkçe öğrenmek zor ama eğlenceli. — 学土耳其语很难,但很有趣。

等级 B1

alışkanlık
习惯Her sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — 每天早上喝咖啡是我的习惯。
amaç
目标/目的Amacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — 我的目标是今年学会土耳其语。
anlamak
理解Seni çok iyi anlıyorum. — 我很理解你。
bağlı
连接的/取决于Başarı çok çalışmaya bağlıdır. — 成功取决于努力。
başarmak
成功/完成Sonunda bunu başardım. — 我终于做到了。
Bence haklısın ama emin değilim.
我觉得你是对的,但我不确定。Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — 我觉得你是对的,但我不确定,我们再检查一下吧。
Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı.
这份工作比我想的难多了。Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — 这份工作比我想的难多了,但我不会放弃。
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.
我需要关于这个话题的更多信息。Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — 我需要关于这个话题的更多信息,我会去研究一下。
Bu sözlük çok işe yarıyor.
这本词典很有用。Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — 这本词典很有用,我每天都用。
Bunu daha önce hiç yapmadım.
我以前从没做过这个。Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — 我以前从没做过这个,但我会试试。
Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten?
你真的必须这么做吗?Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — 你真的必须这么做吗?没有别的办法了吗?
çevirmek
翻译/转动Bu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — 你能把这个句子翻译成英语吗?
çözüm
解决办法Her sorunun bir çözümü vardır. — 每个问题都有解决办法。
davranmak
表现/对待Herkese saygılı davranmalısın. — 你应该尊重地对待每个人。
deneyim
经验Bu iş için deneyime ihtiyacın var. — 这份工作需要经验。
düşünmek
思考/想Bu konuda çok düşündüm. — 这件事我想了很多。
etkilemek
影响/打动Bu film beni çok etkiledi. — 这部电影深深打动了我。
farklı
不同的Bu iki ülkenin kültürü çok farklı. — 这两个国家的文化非常不同。
fırsat
机会Bu fırsatı kaçırmamalısın. — 你不应该错过这个机会。
Geç kaldım, özür dilerim.
我迟到了,对不起。Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — 我迟到了,对不起,交通太糟糕了。
geliştirmek
发展/提升Kendini geliştirmeye devam et. — 要不断提升自己。
güvenmek
信任Ona güvenebilirsin. — 你可以信任他。
hatırlamak
记得Onun adını hatırlamıyorum. — 我记不起他的名字了。
Hava bugün çok güzel, değil mi?
今天天气很好,对吧?Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — 今天天气很好,对吧?我们出去吧。
ilerleme
进步Türkçede büyük ilerleme kaydettim. — 我在土耳其语上取得了很大进步。
ilgilenmek
对……感兴趣/处理Sanatla çok ilgileniyorum. — 我对艺术很感兴趣。
karar vermek
做决定Yarın karar vereceğim. — 我明天做决定。
karşılaştırmak
比较İki teklifi karşılaştırmalısın. — 你应该比较这两个报价。
katkı
贡献Projeye büyük katkı sağladı. — 他对项目做出了很大贡献。
korkmak
害怕Karanlıktan korkmuyorum. — 我不怕黑。
merak etmek
好奇/想知道Nerede olduğunu merak ediyorum. — 我很想知道他在哪里。
Ne zamandan beri burada yaşıyorsun?
你在这里住多久了?Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — 你在这里住多久了?你是怎么来这里的?
olasılık
可能性/概率Yarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — 明天下雨的概率很高。
önermek
建议/推荐Bu restoranı sana öneririm. — 我向你推荐这家餐厅。
Onun söylediklerine katılmıyorum.
我不同意他说的话。Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — 我不同意他说的话,因为他给出了错误的信息。
paylaşmak
分享Bu haberi seninle paylaşmak istedim. — 我想和你分享这个消息。
planlamak
计划Tatilimizi önceden planlamalıyız. — 我们应该提前计划假期。
Sana yardım edebilir miyim?
我能帮你吗?Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — 我能帮你吗?让我来拿你的包吧。
Sence ne yapmalıyım?
你觉得我该怎么办?Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — 你觉得我该怎么办,我该去吗?
sınırlamak
限制Harcamalarını sınırlamalısın. — 你应该限制你的开支。
sorun
问题Hiç sorunum yok. — 我一点问题都没有。
sürdürmek
维持/持续Bu temponu sürdürmen çok zor olacak. — 要保持这个节奏会很难。
tartışmak
讨论/争论Bu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — 我想和你讨论这个问题。
tartışmalı
有争议的Bu çok tartışmalı bir konu. — 这是一个很有争议的话题。
Umarım yakında görüşürüz.
希望我们很快能见面。Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — 希望我们很快能见面,我很想你。
üstesinden gelmek
克服/应对Bu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — 你能克服这个困难。
uyum sağlamak
适应Yeni ortama çabuk uyum sağladım. — 我很快适应了新环境。
vazgeçmek
放弃Asla vazgeçme! — 永远不要放弃!
yetenek
才能/天赋Müzik konusunda büyük bir yeteneği var. — 他有很高的音乐天赋。
zorunlu
必须的/强制的Bu toplantıya katılmak zorunlu mu? — 参加这个会议是强制性的吗?

等级 B2

abartmak
夸大/夸张Her şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — 如果你什么都夸大,人们就会开始不信任你。
ayrımcılık
歧视Her türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — 任何形式的歧视都违反人权。
bağımsızlık
独立Ekonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — 经济独立是个人自由的基础。
belirsizlik
不确定性/模糊Ekonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — 经济中的不确定性让人们感到担忧。
Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor.
这项协议似乎对双方都有利。Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — 这项协议似乎对双方都有利,但细节尚未明确。
Bu konuda kesin bir karar vermek zor.
很难就这件事做出明确的决定。Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — 很难就这件事做出明确的决定,因为变数太多了。
Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı.
在这样的条件下工作真的变得很困难。Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — 在这样的条件下工作真的变得很困难,很多员工都在抱怨。
Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor.
我们需要在不超出预算的情况下完成这个项目。Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — 我们需要在不超出预算的情况下完成这个项目,否则会遇到问题。
bütünleşmek
融合/融入Göçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — 移民们为融入新国家付出了巨大努力。
çekinmek
犹豫/顾虑Sorularını sormaktan asla çekinme. — 提问时绝不要有顾虑。
çelişki
矛盾/冲突Söyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — 他说的和做的之间有很大的矛盾。
Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi.
是时候采取行动应对环境污染了。Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — 是时候采取行动应对环境污染了,我们再也承受不起等待。
çözüme kavuşturmak
解决/使得到解决İki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — 他们通过外交途径解决了两国之间的争端。
dayanışma
团结/互助Afet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — 在灾难时期,社会团结互助至关重要。
dönüşüm
转型Dijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — 数字化转型正在从根本上改变商业世界。
ertelemek
推迟/拖延Ödevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — 如果我总是拖延作业,考试期间就会很吃力。
farkındalık
意识/觉察Çevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — 提高环保意识非常重要。
Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz.
不从过去汲取教训,就无法塑造未来。Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — 不从过去汲取教训,就无法塑造未来;这对每个社会都适用。
göz ardı etmek
忽视/忽略Bu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — 我们不能再忽视这个重要问题了。
güvenilirlik
可靠性/可信度Bir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — 一份报纸最重要的特质是它的可信度。
Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor.
预计每个人都会参加这次会议。Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — 预计每个人都会参加这次会议,请查看你们的日程。
ileri sürmek
提出/主张Avukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — 律师主张他的当事人是无辜的。
ivedilikle
紧急地/迅速地Bu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — 这个问题必须紧急处理并解决。
kaçınmak
避免/戒Sağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — 为了保持健康,我避免吃快餐。
kanıtlamak
证明Teorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — 为了证明他的理论,他研究了很多年。
kapsamlı
全面的/广泛的Bu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — 需要就这个课题进行全面的研究。
karmaşık
复杂的Bu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — 这个数学问题乍看非常复杂。
katkıda bulunmak
做出贡献Herkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — 每个人都可以为社会做点贡献。
küreselleşme
全球化Küreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — 由于全球化,不同的文化能更好地相互了解。
Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun.
你越努力,就越成功。Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — 你越努力,就越成功;这是个简单的道理。
öne sürmek
提出Bilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — 这位科学家提出了一个新理论,并用证据加以支持。
öngörmek
预见/预料Uzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — 专家们多年前就预见到了这场经济危机。
Onun söyledikleri beni derinden etkiledi.
她说的话深深地打动了我。Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — 她说的话深深地打动了我,并改变了我的看法。
önyargı
偏见Önyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — 我们应该在远离偏见的同时努力去了解他人。
özgüven
自信Başarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — 要想成功,你需要有强大的自信。
Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz.
我们认为您是这个职位最合适的人选。Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — 我们认为您是这个职位最合适的人选,我们希望与您合作。
sınırlandırmak
限制Hükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — 政府出台了新法律来限制塑料的使用。
somutlaştırmak
具体化/使成为现实Fikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — 我们制定了详细的计划来把想法具体化。
Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor.
最新研究显示,这种疾病的治疗取得了令人鼓舞的成果。Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — 最新研究显示,这种疾病的治疗取得了令人鼓舞的成果。
sorgulamak
质疑/审问Eleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — 批判性思维要求质疑一切。
sürdürülebilir
可持续的Sürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — 可持续的能源对我们的未来至关重要。
tartışmak
讨论Toplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — 会议上我们讨论新项目讨论了好几个小时。
Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor.
科技如此迅速的发展深刻地影响着社会。Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — 科技如此迅速的发展深刻地影响着社会,并改变着人们的习惯。
uyum sağlamak
适应Yeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — 适应在新城市的生活花了几个月。
Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız.
从长远来看,您会从这项投资中获得回报。Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — 从长远来看,您会从这项投资中获得回报,只需要有耐心。
vazgeçmek
放弃Hayallerinden asla vazgeçmemelisin. — 你永远不应该放弃你的梦想。
yanıltıcı
误导性的/欺骗性的Bu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — 这则广告中的信息相当具有误导性,会误导人们。
yansımak
反射/映照Güneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — 阳光美丽地映照在湖面上。
yetersiz
不足的/不够的Verilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — 所给的时间对于这么大的项目来说是不够的。
zorunluluk
必要性/义务Yabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — 学习一门外语如今已成为一种必需。