| В конечном счёте всё зависит от тебя. | Sonuç olarak her şey sana bağlı.В конечном счёте всё зависит от твоего решения. — Sonuç olarak her şey senin kararına bağlı. |
| взаимодействие | etkileşim, işbirliğiВзаимодействие между командами очень важно. — Ekipler arasındaki etkileşim çok önemlidir. |
| воздействие | etki, tesirВоздействие стресса на здоровье очень велико. — Stresin sağlık üzerindeki etkisi çok büyüktür. |
| восприятие | algı, algılamaВосприятие мира у каждого человека разное. — Her insanın dünyayı algılaması farklıdır. |
| воспроизводить | yeniden üretmek, kopyalamak, tekrarlamakОн смог воспроизвести звук почти идеально. — Sesi neredeyse mükemmel biçimde yeniden üretebildi. |
| дефицит | eksiklik, açık, kıtlıkВ стране наблюдается дефицит специалистов. — Ülkede uzman açığı gözlemlenmektedir. |
| достоверный | güvenilir, doğru, gerçekНам нужна достоверная информация. — Güvenilir bilgiye ihtiyacımız var. |
| задействовать | devreye sokmak, kullanmakМы задействовали все доступные ресурсы. — Mevcut tüm kaynakları devreye soktuk. |
| исключение | istisna, hariç tutmaДля него сделали исключение из правил. — Onun için kurallardan istisna yapıldı. |
| Как бы то ни было, нужно двигаться вперёд. | Her ne olursa olsun, ilerlemeye devam etmek gerekir.Как бы то ни было, нужно двигаться вперёд и не сдаваться. — Her ne olursa olsun, ilerlemek ve pes etmemek gerekir. |
| компетентный | yetkin, ehil, kompetanНам нужен компетентный специалист для этой задачи. — Bu görev için yetkin bir uzmana ihtiyacımız var. |
| Мне кажется, что-то здесь не так. | Bana öyle geliyor ki burada bir şeyler yanlış.Мне кажется, что-то здесь не так с этими данными. — Bana öyle geliyor ki bu verilerle ilgili bir şeyler yanlış. |
| Мне с трудом верится в это. | Buna inanmak benim için zor.Мне с трудом верится в то, что он это сказал. — Onun bunu söylediğine inanmak benim için zor. |
| Мне трудно выразить свои чувства. | Duygularımı ifade etmem zor.Мне трудно выразить свои чувства словами. — Duygularımı kelimelerle ifade etmem zor. |
| навязывать | dayatmak, empoze etmekНе нужно навязывать свои взгляды другим. — Kendi görüşlerini başkalarına dayatmamalısın. |
| Не могли бы вы повторить это ещё раз? | Bunu bir daha tekrar edebilir misiniz?Не могли бы вы повторить это ещё раз помедленнее? — Bunu bir daha daha yavaş tekrar edebilir misiniz? |
| Не стоит торопиться с выводами. | Sonuçlara acele etmemek gerekir.Не стоит торопиться с выводами, не зная всех фактов. — Tüm gerçekleri bilmeden sonuçlara acele etmemek gerekir. |
| неизбежный | kaçınılmazИзменения в жизни неизбежны. — Hayattaki değişimler kaçınılmazdır. |
| обстоятельство | koşul, şart, durumПри данных обстоятельствах это лучшее решение. — Bu koşullar altında bu en iyi karardır. |
| обязательство | yükümlülük, taahhütОн выполнил все свои обязательства. — Tüm yükümlülüklerini yerine getirdi. |
| опираться | dayanmak, güvenmekНужно опираться на факты, а не на предположения. — Varsayımlara değil, gerçeklere dayanmak gerekir. |
| осознавать | farkında olmak, idrak etmekОн начал осознавать свои ошибки. — Hatalarının farkında olmaya başladı. |
| поглощать | emmek, yutmak, absorbe etmekРабота полностью поглощает всё его время. — İş tüm zamanını tamamen yutuyor. |
| подразумевать | ima etmek, kastetmekЧто вы подразумеваете под этим словом? — Bu kelimeyle ne kastediyorsunuz? |
| последствие | sonuç, neticeМы должны думать о последствиях наших действий. — Eylemlerimizin sonuçlarını düşünmeliyiz. |
| предполагать | varsaymak, öngörmekЯ предполагаю, что он опоздает. — Onun geç kalacağını varsayıyorum. |
| пренебрегать | ihmal etmek, önemsememekНельзя пренебрегать своим здоровьем. — Sağlığını ihmal etmemelisin. |
| преодолевать | aşmak, üstesinden gelmekНужно преодолевать трудности с терпением. — Zorlukların üstesinden sabırla gelmek gerekir. |
| приобретать | edinmek, kazanmak, satın almakОн приобрёл ценный опыт за эти годы. — Bu yıllar içinde değerli deneyimler edindi. |
| прослеживаться | izlenmek, görülmek, fark edilmekВ его работах прослеживается влияние классики. — Eserlerinde klasiğin etkisi görülmektedir. |
| противоречие | çelişki, çatışmaВ его словах есть явное противоречие. — Sözlerinde açık bir çelişki var. |
| разочарование | hayal kırıklığıЕго поведение вызвало разочарование у всех. — Onun davranışı herkeste hayal kırıklığına yol açtı. |
| свидетельствовать | tanıklık etmek, kanıtlamakЭти данные свидетельствуют о росте экономики. — Bu veriler ekonominin büyüdüğünü kanıtlamaktadır. |
| склонность | eğilim, yatkınlıkУ него есть склонность к математике. — Matematiğe eğilimi var. |
| совокупность | bütünlük, toplam, kümeСовокупность факторов повлияла на результат. — Faktörlerin bütünlüğü sonucu etkiledi. |
| сомневаться | şüphelenmek, kuşku duymakЯ не сомневаюсь в его честности. — Onun dürüstlüğünden şüphe duymuyorum. |
| сопровождать | eşlik etmek, refakat etmekОн сопровождал гостей до выхода. — Misafirlere çıkışa kadar eşlik etti. |
| стремиться | çabalamak, hedeflemekОна стремится к успеху в карьере. — Kariyerinde başarıya ulaşmaya çabalıyor. |
| Судя по всему, он передумал. | Her şeye bakılırsa, fikrini değiştirdi.Судя по всему, он передумал идти на встречу. — Her şeye bakılırsa, toplantıya gitme fikrini değiştirdi. |
| Тем не менее ситуация остаётся сложной. | Bununla birlikte durum karmaşık olmaya devam ediyor.Тем не менее ситуация на рынке остаётся сложной. — Bununla birlikte piyasadaki durum karmaşık olmaya devam ediyor. |
| устойчивый | sürdürülebilir, istikrarlı, sağlamКомпания показывает устойчивый рост. — Şirket istikrarlı bir büyüme gösteriyor. |
| уточнять | netleştirmek, doğrulamakПозвольте уточнить детали договора. — Sözleşmenin ayrıntılarını netleştirmeme izin verin. |
| формирование | oluşum, şekillenmeФормирование характера происходит в детстве. — Karakterin oluşumu çocuklukta gerçekleşir. |
| Это было бы слишком хорошо, чтобы быть правдой. | Bu, gerçek olmak için fazla iyi olurdu.Такое предложение было бы слишком хорошо, чтобы быть правдой. — Böyle bir teklif gerçek olmak için fazla iyi olurdu. |
| Это вопрос времени, а не возможности. | Bu bir olasılık değil, zaman meselesi.Его успех — это вопрос времени, а не возможности. — Onun başarısı bir olasılık değil, zaman meselesi. |
| Это вошло у меня в привычку. | Bu benim için alışkanlık haline geldi.Утренняя пробежка вошла у меня в привычку. — Sabah koşusu benim için alışkanlık haline geldi. |
| Это дело требует особого внимания. | Bu konu özel bir dikkat gerektiriyor.Это дело требует особого внимания со стороны руководства. — Bu konu yönetim tarafından özel bir dikkat gerektiriyor. |
| Это не имеет никакого значения. | Bunun hiçbir önemi yok.Это не имеет никакого значения для нашего проекта. — Bunun projemiz için hiçbir önemi yok. |
| Я давно хотел поднять этот вопрос. | Bu konuyu uzun zamandır gündeme getirmek istiyordum.Я давно хотел поднять этот вопрос на нашем собрании. — Bu konuyu uzun zamandır toplantımızda gündeme getirmek istiyordum. |
| Я совершенно с вами согласен. | Sizinle tamamen hemfikirim.Я совершенно с вами согласен в этом вопросе. — Bu konuda sizinle tamamen hemfikirim. |