- A lungo andare, le abitudini fanno la differenza.
- Uzun vadede alışkanlıklar fark yaratır.A lungo andare, le buone abitudini fanno la differenza nella vita. — Uzun vadede iyi alışkanlıklar hayatta fark yaratır.
- A meno che non cambi idea, partirò domani.
- Fikrimi değiştirmezsem yarın yola çıkacağım.A meno che non cambi idea, partirò domani mattina presto. — Fikrimi değiştirmezsem yarın sabah erken yola çıkacağım.
- accorgersi
- fark etmek, anlamakMi sono accorto dell'errore solo dopo aver consegnato il compito. — Ödevi teslim ettikten sonra hatayı fark ettim.
- adeguarsi
- uyum sağlamak, adapte olmakÈ necessario adeguarsi ai cambiamenti del mercato. — Piyasadaki değişikliklere uyum sağlamak gereklidir.
- affrontare
- yüzleşmek, üstesinden gelmekDobbiamo affrontare i problemi con coraggio. — Sorunlarla cesaretle yüzleşmeliyiz.
- ampliare
- genişletmek, büyütmekLeggere aiuta ad ampliare il proprio vocabolario. — Okumak kelime dağarcığını genişletmeye yardımcı olur.
- approfondire
- derinleştirmek, daha ayrıntılı incelemekVorrei approfondire la mia conoscenza della storia. — Tarih bilgimi derinleştirmek istiyorum.
- Ci vuole pazienza per imparare una lingua.
- Bir dil öğrenmek için sabır gerekir.Ci vuole molta pazienza per imparare una lingua straniera. — Yabancı bir dil öğrenmek için çok sabır gerekir.
- cogliere
- yakalamak, fırsatı değerlendirmekDevi cogliere ogni opportunità che ti si presenta. — Önüne çıkan her fırsatı değerlendirmelisin.
- coinvolgere
- dahil etmek, içine çekmekIl progetto coinvolge molte persone di diversi settori. — Proje, farklı sektörlerden birçok kişiyi içeriyor.
- condividere
- paylaşmakÈ bello condividere i propri pensieri con gli amici. — Düşüncelerini arkadaşlarınla paylaşmak güzeldir.
- È giunto il momento di prendere una decisione.
- Bir karar verme zamanı geldi.È giunto il momento di prendere una decisione importante per il futuro. — Gelecek için önemli bir karar verme zamanı geldi.
- Ho intenzione di cambiare lavoro entro l'anno.
- Yıl sonuna kadar iş değiştirmeyi planlıyorum.Ho seriamente intenzione di cambiare lavoro entro la fine dell'anno. — Yıl sonuna kadar ciddi olarak iş değiştirmeyi planlıyorum.
- il benessere
- refah, iyilik haliIl benessere mentale è importante quanto quello fisico. — Zihinsel iyilik hali, fiziksel iyilik hali kadar önemlidir.
- il comportamento
- davranışIl suo comportamento in classe è esemplare. — Sınıftaki davranışı örnek niteliğindedir.
- il compromesso
- uzlaşma, tavizTrovare un compromesso è essenziale in una relazione. — Bir ilişkide uzlaşmaya varmak çok önemlidir.
- il contesto
- bağlam, ortamBisogna capire una parola nel suo contesto. — Bir kelimeyi bağlamında anlamak gerekir.
- il divario
- uçurum, fark, ayrımIl divario tra ricchi e poveri continua ad aumentare. — Zenginler ve fakirler arasındaki uçurum büyümeye devam ediyor.
- il pregiudizio
- önyargıI pregiudizi sociali ostacolano il progresso. — Sosyal önyargılar ilerlemeyi engeller.
- il rapporto
- ilişki, bağ, raporHa un ottimo rapporto con i colleghi di lavoro. — İş arkadaşlarıyla mükemmel bir ilişkisi var.
- il rimpianto
- pişmanlık, özlemVive con il rimpianto di non aver studiato di più. — Daha fazla çalışmamış olmanın pişmanlığıyla yaşıyor.
- intraprendere
- girişmek, başlamakHa intrapreso una carriera nel campo della medicina. — Tıp alanında bir kariyer başlattı.
- l'ambiguità
- belirsizlik, muğlaklıkL'ambiguità del testo rende difficile la comprensione. — Metnin muğlaklığı anlamayı zorlaştırıyor.
- l'aspettativa
- beklentiI risultati hanno superato ogni aspettativa. — Sonuçlar tüm beklentileri aştı.
- l'incertezza
- belirsizlik, kararsızlıkL'incertezza del futuro ci rende ansiosi. — Geleceğin belirsizliği bizi endişelendirir.
- la consapevolezza
- farkındalık, bilinçLa consapevolezza ambientale è fondamentale oggi. — Çevre bilinci bugün çok önemlidir.
- la fiducia
- güven, itimatLa fiducia è la base di ogni relazione sana. — Güven, her sağlıklı ilişkinin temelidir.
- la prospettiva
- bakış açısı, perspektifCambiare prospettiva aiuta a risolvere i problemi. — Bakış açısını değiştirmek sorunları çözmeye yardımcı olur.
- la sfida
- meydan okuma, zorlukOgni sfida è un'opportunità per crescere. — Her zorluk, büyümek için bir fırsattır.
- la tendenza
- eğilim, trendC'è una tendenza crescente verso il lavoro remoto. — Uzaktan çalışmaya doğru artan bir eğilim var.
- lo sforzo
- çaba, gayretIl successo richiede uno sforzo costante nel tempo. — Başarı, zaman içinde sürekli çaba gerektirir.
- Mi rendo conto che ho sbagliato.
- Hata yaptığımın farkındayım.Mi rendo conto che ho sbagliato e chiedo scusa. — Hata yaptığımın farkındayım ve özür dilerim.
- Nel complesso, l'esperienza è stata positiva.
- Genel olarak, deneyim olumlu oldu.Nel complesso, l'esperienza lavorativa all'estero è stata molto positiva. — Genel olarak, yurt dışındaki iş deneyimi çok olumlu oldu.
- Non sono affatto d'accordo con questa proposta.
- Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum.Non sono affatto d'accordo con questa proposta e spiegherò il perché. — Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum ve nedenini açıklayacağım.
- Non vale la pena preoccuparsi così tanto.
- Bu kadar endişelenmeye değmez.Non vale la pena preoccuparsi così tanto per cose futili. — Önemsiz şeyler için bu kadar endişelenmeye değmez.
- Nonostante tutto, non ho perso la speranza.
- Her şeye rağmen umudumu kaybetmedim.Nonostante tutto quello che è successo, non ho perso la speranza. — Yaşanan her şeye rağmen umudumu kaybetmedim.
- Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara.
- Bana göre durum açıktır.Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara e non c'è nulla da aggiungere. — Bana göre durum açıktır ve eklenecek bir şey yoktur.
- Più ci penso, meno capisco.
- Ne kadar düşünsem, o kadar az anlıyorum.Più ci penso, meno capisco cosa voglia dire veramente. — Ne kadar düşünsem, gerçekte ne demek istediğini o kadar az anlıyorum.
- prevalere
- üstün gelmek, galip gelmekAlla fine è prevalsa la ragione sul sentimento. — Sonunda akıl duygular üzerinde galip geldi.
- Prima o poi dovremo affrontare questa questione.
- Er ya da geç bu meseleyle yüzleşmemiz gerekecek.Prima o poi dovremo affrontare questa questione in modo diretto. — Er ya da geç bu meseleyle doğrudan yüzleşmemiz gerekecek.
- Pur essendo stanco, ha continuato a lavorare.
- Yorgun olmasına rağmen çalışmaya devam etti.Pur essendo molto stanco, ha continuato a lavorare fino a tardi. — Çok yorgun olmasına rağmen geç saate kadar çalışmaya devam etti.
- raggiungere
- ulaşmak, elde etmekHa raggiunto il traguardo dopo anni di sacrifici. — Yıllarca fedakarlık ettikten sonra hedefe ulaştı.
- riconoscere
- tanımak, kabul etmekÈ importante riconoscere i propri errori. — Kendi hatalarını kabul etmek önemlidir.
- rinunciare
- vazgeçmek, feragat etmekNon voglio rinunciare ai miei sogni. — Hayallerimden vazgeçmek istemiyorum.
- Sarebbe meglio parlarne prima di agire.
- Harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu.Sarebbe meglio parlarne prima di agire in modo affrettato. — Aceleyle harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu.
- sostenere
- desteklemek, sürdürmekI genitori sostengono i figli nei momenti difficili. — Ebeveynler zor anlarda çocuklarını destekler.
- superare
- aşmak, geçmek, üstesinden gelmekHa superato l'esame con ottimi risultati. — Sınavı mükemmel sonuçlarla geçti.
- suscitare
- uyandırmak, kışkırtmak, doğurmakIl film ha suscitato molte emozioni nel pubblico. — Film izleyicide pek çok duygu uyandırdı.
- Tenendo conto di tutto, la scelta è ovvia.
- Her şey göz önüne alındığında, seçim açıktır.Tenendo conto di tutto, la scelta più logica è ovvia. — Her şey göz önüne alındığında, en mantıklı seçim açıktır.
- trascurare
- ihmal etmek, aksatmakNon bisogna trascurare la propria salute. — Kendi sağlığını ihmal etmemek gerekir.