Seviyeye göre İtalyanca kelimeler, anlamları ve örnek cümleleriyle. Ücretsiz, kayıt gerekmez.
| A che ora apre? | Saat kaçta açılıyor?A che ora apre? Apre alle nove. — What time does it open? It opens at nine. |
| acqua | suVoglio un bicchiere d'acqua. — Bir bardak su istiyorum. |
| amico | erkek arkadaş / dostMarco è il mio amico. — Marco benim arkadaşım. |
| andare | gitmekVado a scuola ogni giorno. — I go to school every day. |
| aspettare | beklemekAspetto l'autobus da venti minuti. — Yirmi dakikadır otobüsü bekliyorum. |
| avere | sahip olmakHo due sorelle. — I have two sisters. |
| avere bisogno di | ihtiyacı olmakHo bisogno di un medico. — I need a doctor. |
| bere | içmekBevo il caffè la mattina. — I drink coffee in the morning. |
| Buongiorno! | Günaydın!Buongiorno! Come stai? — Good morning! How are you? |
| buono | iyi / lezzetliQuesto gelato è molto buono. — Bu dondurma çok lezzetli. |
| caldo | sıcakOggi fa molto caldo. — It is very hot today. |
| capire | anlamakNon capisco questa parola. — Bu kelimeyi anlamıyorum. |
| casa | evLa mia casa è grande. — Benim evim büyük. |
| Che ore sono? | Saat kaç?Che ore sono? Sono le tre. — Saat kaç? Saat üç. |
| ciao | merhabaCiao, mi chiamo Anna. — Hello, my name is Anna. |
| Come stai? | Nasılsın?Come stai? Sto bene, grazie. — How are you? I am fine, thanks. |
| Come ti chiami? | Adın ne?Come ti chiami? Mi chiamo Tom. — What is your name? My name is Tom. |
| comprare | satın almakVoglio comprare una borsa nuova. — Yeni bir çanta satın almak istiyorum. |
| domani | yarınDomani vado al lavoro. — Yarın işe gidiyorum. |
| dormire | uyumakDormo otto ore ogni notte. — Her gece sekiz saat uyuyorum. |
| Dov'è il bagno? | Banyo nerede?Scusi, dov'è il bagno? — Excuse me, where is the bathroom? |
| Dove abiti? | Nerede yaşıyorsun?Dove abiti? Abito a Roma. — Nerede yaşıyorsun? Roma'da yaşıyorum. |
| essere | olmakVoglio essere felice. — I want to be happy. |
| famiglia | aileLa mia famiglia è grande. — Benim ailem büyük. |
| felice | mutluOggi sono felice. — I am happy today. |
| freddo | soğukL'acqua è molto fredda. — The water is very cold. |
| grande | büyükL'elefante è molto grande. — The elephant is very big. |
| grazie | teşekkür ederimGrazie mille! — Çok teşekkür ederim! |
| Ho fame. | Açım.Ho fame. Posso avere del cibo? — I am hungry. Can I have some food? |
| i soldi | paraNon ho soldi. — I don't have any money. |
| ieri | dünIeri ho mangiato la pasta. — Dün makarna yedim. |
| il cane | köpekHo un cane. — I have a dog. |
| il gatto | kediIl gatto è piccolo. — The cat is small. |
| il giorno | günOggi è una bella giornata. — Today is a beautiful day. |
| il latte | sütI bambini bevono latte ogni giorno. — Children drink milk every day. |
| il libro | kitapQuesto libro è interessante. — This book is interesting. |
| il padre | babaMio padre lavora in un ufficio. — My father works in an office. |
| il tavolo | masaIl libro è sul tavolo. — The book is on the table. |
| il tempo | zaman / saatChe ore sono? — What time is it? |
| l'acqua | suBevo acqua ogni giorno. — I drink water every day. |
| l'amico | arkadaşLei è la mia migliore amica. — She is my best friend. |
| l'auto | arabaMio padre ha un'auto rossa. — My father has a red car. |
| la casa | evLa mia casa è grande. — My house is big. |
| la città | şehirLondra è una città molto grande. — London is a very big city. |
| la madre | anneMia madre è insegnante. — My mother is a teacher. |
| la mela | elmaMangio una mela ogni mattina. — I eat an apple every morning. |
| la scuola | okulLa scuola è vicino a casa mia. — The school is near my house. |
| la sedia | sandalyePer favore, siediti sulla sedia. — Please sit on the chair. |
| lavorare | çalışmakLei lavora in un ospedale. — She works at a hospital. |
| leggere | okumakLeggo un libro ogni sera. — I read a book every night. |
| libro | kitapLeggo un libro interessante. — İlginç bir kitap okuyorum. |
| mangiare | yemek yemekMangio pane la mattina. — I eat bread in the morning. |
| mattina | sabahLa mattina bevo il tè. — Sabah çay içiyorum. |
| medico | doktorIl medico è molto gentile. — Doktor çok nazik. |
| Mi chiamo... | Adım...Mi chiamo Anna, piacere! — Adım Anna, memnun oldum! |
| Mi puoi aiutare? | Bana yardım edebilir misin?Scusa, mi puoi aiutare con questo esercizio? — Özür dilerim, bu egzersizde bana yardım edebilir misin? |
| negozio | dükkan / mağazaIl negozio è chiuso il lunedì. — Dükkan pazartesi günleri kapalı. |
| no | hayırNo, grazie. — No, thank you. |
| Non capisco, puoi ripetere? | Anlamıyorum, tekrar edebilir misin?Non capisco, puoi ripetere più lentamente? — Anlamıyorum, daha yavaş tekrar edebilir misin? |
| Non capisco. | Anlamıyorum.Non capisco. Puoi ripetere? — I don't understand. Can you repeat that? |
| A che ora apre? | Saat kaçta açılıyor?A che ora apre il negozio? — Dükkan saat kaçta açılıyor? |
| abbastanza | yeterince, oldukçaQuesto vestito è abbastanza caro. — Bu elbise oldukça pahalı. |
| aspettare | beklemekTi aspetto davanti alla stazione. — Seni istasyonun önünde bekliyorum. |
| caldo | sıcakOggi fa molto caldo. — Bugün çok sıcak. |
| camminare | yürümekMi piace camminare nel parco. — Parkta yürümeyi severim. |
| Ci vuole quanto tempo? | Ne kadar zaman alıyor?Ci vuole quanto tempo per arrivare in centro? — Merkeze ulaşmak ne kadar zaman alıyor? |
| comprare | satın almakVoglio comprare un libro nuovo. — Yeni bir kitap satın almak istiyorum. |
| cucinare | yemek pişirmekMia madre cucina molto bene. — Annem çok iyi yemek pişirir. |
| difficile | zorQuesto esame è molto difficile. — Bu sınav çok zor. |
| Dipende dalla situazione. | Duruma bağlı.Vengo o no? Dipende dalla situazione. — Gelirim mi gelmem mi? Duruma bağlı. |
| dormire | uyumakDi solito dormo otto ore. — Genellikle sekiz saat uyurum. |
| Dove si trova la farmacia? | Eczane nerede?Scusi, dove si trova la farmacia più vicina? — Özür dilerim, en yakın eczane nerede? |
| forse | belkiForse vengo alla festa domani. — Belki yarın partiye gelirim. |
| Ho bisogno di aiuto. | Yardıma ihtiyacım var.Ho bisogno di aiuto con la valigia. — Bavulumla ilgili yardıma ihtiyacım var. |
| il biglietto | biletDevo comprare il biglietto del treno. — Tren bileti satın almam gerekiyor. |
| il lavoro | işIl mio lavoro è molto interessante. — İşim çok ilginç. |
| il mercato | pazar, çarşıVado al mercato ogni sabato. — Her cumartesi pazara giderim. |
| il negozio | dükkan, mağazaQuel negozio vende vestiti belli. — O dükkan güzel kıyafetler satıyor. |
| il quartiere | semt, mahalleAbito in un quartiere tranquillo. — Sakin bir semtte oturuyorum. |
| il ristorante | restoranQuesto ristorante serve cibo italiano. — Bu restoran İtalyan yemeği sunuyor. |
| il supermercato | süpermarketDevo andare al supermercato. — Süpermarkete gitmeliyim. |
| il tempo | hava durumu / zamanChe tempo fa oggi? — Bugün hava nasıl? |
| il viaggio | yolculuk, seyahatIl viaggio è durato tre ore. — Yolculuk üç saat sürdü. |
| incontrare | karşılaşmak, buluşmakHo incontrato un vecchio amico ieri. — Dün eski bir arkadaşımla karşılaştım. |
| insieme | birlikteAndiamo al cinema insieme stasera? — Bu akşam birlikte sinemaya gidelim mi? |
| la camera | odaLa camera dell'hotel è molto comoda. — Oteldeki oda çok rahat. |
| la famiglia | aileLa mia famiglia è grande. — Ailem büyük. |
| la patente | ehliyetHo preso la patente l'anno scorso. — Geçen yıl ehliyetimi aldım. |
| la settimana | haftaLa settimana prossima vado in vacanza. — Gelecek hafta tatile gidiyorum. |
| la stazione | istasyon, garLa stazione è lontana da qui? — İstasyon buradan uzak mı? |
| leggere | okumakLeggo il giornale ogni mattina. — Her sabah gazete okurum. |
| Mi fa male la testa. | Başım ağrıyor.Mi fa male la testa, ho bisogno di riposare. — Başım ağrıyor, dinlenmem gerekiyor. |
| Mi puoi aiutare? | Bana yardım edebilir misin?Mi puoi aiutare con questo esercizio? — Bu egzersizde bana yardım edebilir misin? |
| Non capisco. | Anlamıyorum.Scusi, non capisco. Può ripetere? — Özür dilerim, anlamıyorum. Tekrar edebilir misiniz? |
| Non mi piace per niente. | Hiç hoşuma gitmiyor.Questo film non mi piace per niente. — Bu film hiç hoşuma gitmiyor. |
| partire | ayrılmak, hareket etmekIl treno parte alle nove. — Tren dokuzda hareket ediyor. |
| Posso avere il conto? | Hesabı alabilir miyim?Scusi, posso avere il conto per favore? — Özür dilerim, hesabı alabilir miyim lütfen? |
| prenotare | rezervasyon yapmakHo prenotato una camera per tre notti. — Üç gecelik oda rezervasyonu yaptım. |
| presto | erken, çabukDevo alzarmi presto domani. — Yarın erken kalkmam gerekiyor. |
| purtroppo | maalesefPurtroppo non posso venire alla festa. — Maalesef partiye gelemiyorum. |
| Quanti anni hai? | Kaç yaşındasın?Quanti anni hai? Ho ventidue anni. — Kaç yaşındasın? Yirmi iki yaşındayım. |
| Quanto costa questo? | Bu ne kadar?Quanto costa questo vestito? — Bu elbise ne kadar? |
| ricordare | hatırlamakNon ricordo il suo numero di telefono. — Onun telefon numarasını hatırlamıyorum. |
| scegliere | seçmekNon riesco a scegliere tra questi due. — Bu ikisi arasında seçim yapamıyorum. |
| sempre | her zamanLei è sempre puntuale. — O her zaman dakiktir. |
| smettere | bırakmak, durdurmakHo smesso di fumare due anni fa. — İki yıl önce sigarayı bıraktım. |
| spendere | harcamakHo speso troppi soldi questo mese. — Bu ay çok para harcadım. |
| spesso | sık sıkVado spesso al cinema. — Sık sık sinemaya giderim. |
| tardi | geçMi dispiace, sono arrivato tardi. — Üzgünüm, geç geldim. |
| Vorrei prenotare un tavolo. | Bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.Vorrei prenotare un tavolo per due persone. — İki kişilik bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum. |
| accorgersi | fark etmekMi sono accorto dell'errore troppo tardi. — Hatayı çok geç fark ettim. |
| affittare | kiralamakVoglio affittare un appartamento in città. — Şehirde bir daire kiralamak istiyorum. |
| affrontare | yüzleşmek, üstesinden gelmekBisogna affrontare i problemi con coraggio. — Sorunlarla cesaretle yüzleşmek gerekir. |
| capire | anlamakNon capisco questa parola. — Bu kelimeyi anlamıyorum. |
| Ci vediamo dopo. | Sonra görüşürüz.Devo andare adesso, ci vediamo dopo. — Şimdi gitmem gerekiyor, sonra görüşürüz. |
| condividere | paylaşmakVoglio condividere questa notizia con tutti. — Bu haberi herkesle paylaşmak istiyorum. |
| Di solito mi sveglio presto. | Genellikle erken uyanırım.Di solito mi sveglio presto la mattina. — Genellikle sabahları erken uyanırım. |
| dipendere | bağlı olmak, bağımlı olmakDipende dal tempo che fa. — Hava durumuna bağlıdır. |
| Fa' come ti pare. | Nasıl istersen öyle yap.Non ti dico cosa fare, fa' come ti pare. — Sana ne yapman gerektiğini söylemiyorum, nasıl istersen öyle yap. |
| Ho bisogno di aiuto. | Yardıma ihtiyacım var.Ho bisogno di aiuto con questo esercizio. — Bu alıştırmayla ilgili yardıma ihtiyacım var. |
| il cambiamento | değişim, değişiklikIl cambiamento climatico è un problema serio. — İklim değişikliği ciddi bir sorundur. |
| il comportamento | davranış, tutumIl suo comportamento mi ha sorpreso. — Onun davranışı beni şaşırttı. |
| il consiglio | tavsiye, öneriHai un consiglio per me? — Benim için bir tavsiyeniz var mı? |
| il dubbio | şüphe, kuşkuHo qualche dubbio sulla sua storia. — Onun hikayesi hakkında bazı şüphelerim var. |
| il motivo | sebep, nedenQual è il motivo della tua visita? — Ziyaretinin sebebi ne? |
| il punto di vista | bakış açısıDal mio punto di vista, hai ragione tu. — Benim bakış açımdan, haklı olan sensin. |
| il quartiere | mahalle, semtAbito in un quartiere tranquillo. — Sakin bir mahallede yaşıyorum. |
| il rapporto | ilişki, bağ; raporHo un buon rapporto con i miei colleghi. — İş arkadaşlarımla iyi bir ilişkim var. |
| il rumore | gürültü, sesIl rumore del traffico mi dà fastidio. — Trafik gürültüsü beni rahatsız ediyor. |
| il viaggio | yolculuk, seyahatIl viaggio in treno è stato lungo. — Tren yolculuğu uzun sürdü. |
| l'ambiente | çevre, ortamDobbiamo proteggere l'ambiente naturale. — Doğal çevreyi korumalıyız. |
| la delusione | hayal kırıklığıLa sua risposta è stata una grande delusione. — Onun cevabı büyük bir hayal kırıklığıydı. |
| la fiducia | güvenHo molta fiducia in lui. — Ona çok güveniyorum. |
| la folla | kalabalıkC'era una grande folla al concerto. — Konserde büyük bir kalabalık vardı. |
| la gente | insanlar, halkC'è molta gente in piazza oggi. — Bugün meydanda çok fazla insan var. |
| la notizia | haberHai sentito l'ultima notizia? — Son haberi duydun mu? |
| la responsabilità | sorumlulukOgnuno deve prendersi le proprie responsabilità. — Herkes kendi sorumluluklarını üstlenmelidir. |
| la scelta | seçim, tercihÈ stata una scelta difficile. — Zor bir seçimdi. |
| la speranza | umutNon perdere la speranza! — Umudu kaybetme! |
| Mi puoi fare un favore? | Bana bir iyilik yapar mısın?Mi puoi fare un favore? Ho bisogno di un passaggio. — Bana bir iyilik yapar mısın? Arabana ihtiyacım var. |
| migliorare | geliştirmek, iyileştirmekVoglio migliorare il mio italiano. — İtalyancamı geliştirmek istiyorum. |
| Non ho ancora deciso. | Henüz karar vermedim.Non ho ancora deciso dove andare in vacanza. — Tatilde nereye gideceğime henüz karar vermedim. |
| Non mi sento bene. | Kendimi iyi hissetmiyorum.Non mi sento bene oggi, ho mal di testa. — Bugün kendimi iyi hissetmiyorum, başım ağrıyor. |
| Non ne sono sicuro. | Bundan emin değilim.Non ne sono sicuro, devo controllare. — Bundan emin değilim, kontrol etmem gerekiyor. |
| permettere | izin vermekI miei genitori non mi permettono di uscire tardi. — Ailem geç saate kadar dışarı çıkmama izin vermiyor. |
| Preferisco restare a casa. | Evde kalmayı tercih ederim.Quando piove, preferisco restare a casa. — Yağmur yağdığında evde kalmayı tercih ederim. |
| preoccuparsi | endişelenmekNon ti preoccupare, andrà tutto bene. — Endişelenme, her şey yoluna girecek. |
| Quanto tempo ci vuole? | Ne kadar sürer?Quanto tempo ci vuole per arrivare in centro? — Merkeze ulaşmak ne kadar sürer? |
| raggiungere | ulaşmak, erişmekHo raggiunto il mio obiettivo. — Hedefime ulaştım. |
| rendersi conto | farkına varmakMi sono reso conto che avevo torto. — Yanıldığımın farkına vardım. |
| ricordare | hatırlamakNon ricordo dove ho messo le chiavi. — Anahtarları nereye koyduğumu hatırlamıyorum. |
| ringraziare | teşekkür etmekVoglio ringraziarti per il tuo aiuto. — Yardımın için sana teşekkür etmek istiyorum. |
| risolvere | çözmekDobbiamo risolvere questo problema insieme. — Bu sorunu birlikte çözmemiz gerekiyor. |
| scegliere | seçmekDevo scegliere tra due offerte di lavoro. — İki iş teklifi arasında seçim yapmam gerekiyor. |
| Sono d'accordo con te. | Seninle aynı fikirdeyim.Sono d'accordo con te su questo problema. — Bu konuda seninle aynı fikirdeyim. |
| sostenere | desteklemek; iddia etmekI miei genitori mi hanno sempre sostenuto. — Ailem beni her zaman destekledi. |
| spiegare | açıklamak, izah etmekPuoi spiegare come funziona? — Nasıl çalıştığını açıklayabilir misin? |
| trarre conclusioni | sonuç çıkarmakNon trarre conclusioni affrettate. — Aceleci sonuçlar çıkarma. |
| trattarsi | söz konusu olmakSi tratta di una questione importante. — Söz konusu olan önemli bir meseledir. |
| Vale la pena provare. | Denemeye değer.Vale la pena provare anche se è difficile. — Zor olsa bile denemeye değer. |
| A lungo andare, le abitudini fanno la differenza. | Uzun vadede alışkanlıklar fark yaratır.A lungo andare, le buone abitudini fanno la differenza nella vita. — Uzun vadede iyi alışkanlıklar hayatta fark yaratır. |
| A meno che non cambi idea, partirò domani. | Fikrimi değiştirmezsem yarın yola çıkacağım.A meno che non cambi idea, partirò domani mattina presto. — Fikrimi değiştirmezsem yarın sabah erken yola çıkacağım. |
| accorgersi | fark etmek, anlamakMi sono accorto dell'errore solo dopo aver consegnato il compito. — Ödevi teslim ettikten sonra hatayı fark ettim. |
| adeguarsi | uyum sağlamak, adapte olmakÈ necessario adeguarsi ai cambiamenti del mercato. — Piyasadaki değişikliklere uyum sağlamak gereklidir. |
| affrontare | yüzleşmek, üstesinden gelmekDobbiamo affrontare i problemi con coraggio. — Sorunlarla cesaretle yüzleşmeliyiz. |
| ampliare | genişletmek, büyütmekLeggere aiuta ad ampliare il proprio vocabolario. — Okumak kelime dağarcığını genişletmeye yardımcı olur. |
| approfondire | derinleştirmek, daha ayrıntılı incelemekVorrei approfondire la mia conoscenza della storia. — Tarih bilgimi derinleştirmek istiyorum. |
| Ci vuole pazienza per imparare una lingua. | Bir dil öğrenmek için sabır gerekir.Ci vuole molta pazienza per imparare una lingua straniera. — Yabancı bir dil öğrenmek için çok sabır gerekir. |
| cogliere | yakalamak, fırsatı değerlendirmekDevi cogliere ogni opportunità che ti si presenta. — Önüne çıkan her fırsatı değerlendirmelisin. |
| coinvolgere | dahil etmek, içine çekmekIl progetto coinvolge molte persone di diversi settori. — Proje, farklı sektörlerden birçok kişiyi içeriyor. |
| condividere | paylaşmakÈ bello condividere i propri pensieri con gli amici. — Düşüncelerini arkadaşlarınla paylaşmak güzeldir. |
| È giunto il momento di prendere una decisione. | Bir karar verme zamanı geldi.È giunto il momento di prendere una decisione importante per il futuro. — Gelecek için önemli bir karar verme zamanı geldi. |
| Ho intenzione di cambiare lavoro entro l'anno. | Yıl sonuna kadar iş değiştirmeyi planlıyorum.Ho seriamente intenzione di cambiare lavoro entro la fine dell'anno. — Yıl sonuna kadar ciddi olarak iş değiştirmeyi planlıyorum. |
| il benessere | refah, iyilik haliIl benessere mentale è importante quanto quello fisico. — Zihinsel iyilik hali, fiziksel iyilik hali kadar önemlidir. |
| il comportamento | davranışIl suo comportamento in classe è esemplare. — Sınıftaki davranışı örnek niteliğindedir. |
| il compromesso | uzlaşma, tavizTrovare un compromesso è essenziale in una relazione. — Bir ilişkide uzlaşmaya varmak çok önemlidir. |
| il contesto | bağlam, ortamBisogna capire una parola nel suo contesto. — Bir kelimeyi bağlamında anlamak gerekir. |
| il divario | uçurum, fark, ayrımIl divario tra ricchi e poveri continua ad aumentare. — Zenginler ve fakirler arasındaki uçurum büyümeye devam ediyor. |
| il pregiudizio | önyargıI pregiudizi sociali ostacolano il progresso. — Sosyal önyargılar ilerlemeyi engeller. |
| il rapporto | ilişki, bağ, raporHa un ottimo rapporto con i colleghi di lavoro. — İş arkadaşlarıyla mükemmel bir ilişkisi var. |
| il rimpianto | pişmanlık, özlemVive con il rimpianto di non aver studiato di più. — Daha fazla çalışmamış olmanın pişmanlığıyla yaşıyor. |
| intraprendere | girişmek, başlamakHa intrapreso una carriera nel campo della medicina. — Tıp alanında bir kariyer başlattı. |
| l'ambiguità | belirsizlik, muğlaklıkL'ambiguità del testo rende difficile la comprensione. — Metnin muğlaklığı anlamayı zorlaştırıyor. |
| l'aspettativa | beklentiI risultati hanno superato ogni aspettativa. — Sonuçlar tüm beklentileri aştı. |
| l'incertezza | belirsizlik, kararsızlıkL'incertezza del futuro ci rende ansiosi. — Geleceğin belirsizliği bizi endişelendirir. |
| la consapevolezza | farkındalık, bilinçLa consapevolezza ambientale è fondamentale oggi. — Çevre bilinci bugün çok önemlidir. |
| la fiducia | güven, itimatLa fiducia è la base di ogni relazione sana. — Güven, her sağlıklı ilişkinin temelidir. |
| la prospettiva | bakış açısı, perspektifCambiare prospettiva aiuta a risolvere i problemi. — Bakış açısını değiştirmek sorunları çözmeye yardımcı olur. |
| la sfida | meydan okuma, zorlukOgni sfida è un'opportunità per crescere. — Her zorluk, büyümek için bir fırsattır. |
| la tendenza | eğilim, trendC'è una tendenza crescente verso il lavoro remoto. — Uzaktan çalışmaya doğru artan bir eğilim var. |
| lo sforzo | çaba, gayretIl successo richiede uno sforzo costante nel tempo. — Başarı, zaman içinde sürekli çaba gerektirir. |
| Mi rendo conto che ho sbagliato. | Hata yaptığımın farkındayım.Mi rendo conto che ho sbagliato e chiedo scusa. — Hata yaptığımın farkındayım ve özür dilerim. |
| Nel complesso, l'esperienza è stata positiva. | Genel olarak, deneyim olumlu oldu.Nel complesso, l'esperienza lavorativa all'estero è stata molto positiva. — Genel olarak, yurt dışındaki iş deneyimi çok olumlu oldu. |
| Non sono affatto d'accordo con questa proposta. | Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum.Non sono affatto d'accordo con questa proposta e spiegherò il perché. — Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum ve nedenini açıklayacağım. |
| Non vale la pena preoccuparsi così tanto. | Bu kadar endişelenmeye değmez.Non vale la pena preoccuparsi così tanto per cose futili. — Önemsiz şeyler için bu kadar endişelenmeye değmez. |
| Nonostante tutto, non ho perso la speranza. | Her şeye rağmen umudumu kaybetmedim.Nonostante tutto quello che è successo, non ho perso la speranza. — Yaşanan her şeye rağmen umudumu kaybetmedim. |
| Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara. | Bana göre durum açıktır.Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara e non c'è nulla da aggiungere. — Bana göre durum açıktır ve eklenecek bir şey yoktur. |
| Più ci penso, meno capisco. | Ne kadar düşünsem, o kadar az anlıyorum.Più ci penso, meno capisco cosa voglia dire veramente. — Ne kadar düşünsem, gerçekte ne demek istediğini o kadar az anlıyorum. |
| prevalere | üstün gelmek, galip gelmekAlla fine è prevalsa la ragione sul sentimento. — Sonunda akıl duygular üzerinde galip geldi. |
| Prima o poi dovremo affrontare questa questione. | Er ya da geç bu meseleyle yüzleşmemiz gerekecek.Prima o poi dovremo affrontare questa questione in modo diretto. — Er ya da geç bu meseleyle doğrudan yüzleşmemiz gerekecek. |
| Pur essendo stanco, ha continuato a lavorare. | Yorgun olmasına rağmen çalışmaya devam etti.Pur essendo molto stanco, ha continuato a lavorare fino a tardi. — Çok yorgun olmasına rağmen geç saate kadar çalışmaya devam etti. |
| raggiungere | ulaşmak, elde etmekHa raggiunto il traguardo dopo anni di sacrifici. — Yıllarca fedakarlık ettikten sonra hedefe ulaştı. |
| riconoscere | tanımak, kabul etmekÈ importante riconoscere i propri errori. — Kendi hatalarını kabul etmek önemlidir. |
| rinunciare | vazgeçmek, feragat etmekNon voglio rinunciare ai miei sogni. — Hayallerimden vazgeçmek istemiyorum. |
| Sarebbe meglio parlarne prima di agire. | Harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu.Sarebbe meglio parlarne prima di agire in modo affrettato. — Aceleyle harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu. |
| sostenere | desteklemek, sürdürmekI genitori sostengono i figli nei momenti difficili. — Ebeveynler zor anlarda çocuklarını destekler. |
| superare | aşmak, geçmek, üstesinden gelmekHa superato l'esame con ottimi risultati. — Sınavı mükemmel sonuçlarla geçti. |
| suscitare | uyandırmak, kışkırtmak, doğurmakIl film ha suscitato molte emozioni nel pubblico. — Film izleyicide pek çok duygu uyandırdı. |
| Tenendo conto di tutto, la scelta è ovvia. | Her şey göz önüne alındığında, seçim açıktır.Tenendo conto di tutto, la scelta più logica è ovvia. — Her şey göz önüne alındığında, en mantıklı seçim açıktır. |
| trascurare | ihmal etmek, aksatmakNon bisogna trascurare la propria salute. — Kendi sağlığını ihmal etmemek gerekir. |