İtalyanca en çok kullanılan kelimeler

Seviyeye göre İtalyanca kelimeler, anlamları ve örnek cümleleriyle. Ücretsiz, kayıt gerekmez.

Seviye A1

A che ora apre?Saat kaçta açılıyor?A che ora apre? Apre alle nove. — What time does it open? It opens at nine.
acquasuVoglio un bicchiere d'acqua. — Bir bardak su istiyorum.
amicoerkek arkadaş / dostMarco è il mio amico. — Marco benim arkadaşım.
andaregitmekVado a scuola ogni giorno. — I go to school every day.
aspettarebeklemekAspetto l'autobus da venti minuti. — Yirmi dakikadır otobüsü bekliyorum.
averesahip olmakHo due sorelle. — I have two sisters.
avere bisogno diihtiyacı olmakHo bisogno di un medico. — I need a doctor.
bereiçmekBevo il caffè la mattina. — I drink coffee in the morning.
Buongiorno!Günaydın!Buongiorno! Come stai? — Good morning! How are you?
buonoiyi / lezzetliQuesto gelato è molto buono. — Bu dondurma çok lezzetli.
caldosıcakOggi fa molto caldo. — It is very hot today.
capireanlamakNon capisco questa parola. — Bu kelimeyi anlamıyorum.
casaevLa mia casa è grande. — Benim evim büyük.
Che ore sono?Saat kaç?Che ore sono? Sono le tre. — Saat kaç? Saat üç.
ciaomerhabaCiao, mi chiamo Anna. — Hello, my name is Anna.
Come stai?Nasılsın?Come stai? Sto bene, grazie. — How are you? I am fine, thanks.
Come ti chiami?Adın ne?Come ti chiami? Mi chiamo Tom. — What is your name? My name is Tom.
compraresatın almakVoglio comprare una borsa nuova. — Yeni bir çanta satın almak istiyorum.
domaniyarınDomani vado al lavoro. — Yarın işe gidiyorum.
dormireuyumakDormo otto ore ogni notte. — Her gece sekiz saat uyuyorum.
Dov'è il bagno?Banyo nerede?Scusi, dov'è il bagno? — Excuse me, where is the bathroom?
Dove abiti?Nerede yaşıyorsun?Dove abiti? Abito a Roma. — Nerede yaşıyorsun? Roma'da yaşıyorum.
essereolmakVoglio essere felice. — I want to be happy.
famigliaaileLa mia famiglia è grande. — Benim ailem büyük.
felicemutluOggi sono felice. — I am happy today.
freddosoğukL'acqua è molto fredda. — The water is very cold.
grandebüyükL'elefante è molto grande. — The elephant is very big.
grazieteşekkür ederimGrazie mille! — Çok teşekkür ederim!
Ho fame.Açım.Ho fame. Posso avere del cibo? — I am hungry. Can I have some food?
i soldiparaNon ho soldi. — I don't have any money.
ieridünIeri ho mangiato la pasta. — Dün makarna yedim.
il caneköpekHo un cane. — I have a dog.
il gattokediIl gatto è piccolo. — The cat is small.
il giornogünOggi è una bella giornata. — Today is a beautiful day.
il lattesütI bambini bevono latte ogni giorno. — Children drink milk every day.
il librokitapQuesto libro è interessante. — This book is interesting.
il padrebabaMio padre lavora in un ufficio. — My father works in an office.
il tavolomasaIl libro è sul tavolo. — The book is on the table.
il tempozaman / saatChe ore sono? — What time is it?
l'acquasuBevo acqua ogni giorno. — I drink water every day.
l'amicoarkadaşLei è la mia migliore amica. — She is my best friend.
l'autoarabaMio padre ha un'auto rossa. — My father has a red car.
la casaevLa mia casa è grande. — My house is big.
la cittàşehirLondra è una città molto grande. — London is a very big city.
la madreanneMia madre è insegnante. — My mother is a teacher.
la melaelmaMangio una mela ogni mattina. — I eat an apple every morning.
la scuolaokulLa scuola è vicino a casa mia. — The school is near my house.
la sediasandalyePer favore, siediti sulla sedia. — Please sit on the chair.
lavorareçalışmakLei lavora in un ospedale. — She works at a hospital.
leggereokumakLeggo un libro ogni sera. — I read a book every night.
librokitapLeggo un libro interessante. — İlginç bir kitap okuyorum.
mangiareyemek yemekMangio pane la mattina. — I eat bread in the morning.
mattinasabahLa mattina bevo il tè. — Sabah çay içiyorum.
medicodoktorIl medico è molto gentile. — Doktor çok nazik.
Mi chiamo...Adım...Mi chiamo Anna, piacere! — Adım Anna, memnun oldum!
Mi puoi aiutare?Bana yardım edebilir misin?Scusa, mi puoi aiutare con questo esercizio? — Özür dilerim, bu egzersizde bana yardım edebilir misin?
negoziodükkan / mağazaIl negozio è chiuso il lunedì. — Dükkan pazartesi günleri kapalı.
nohayırNo, grazie. — No, thank you.
Non capisco, puoi ripetere?Anlamıyorum, tekrar edebilir misin?Non capisco, puoi ripetere più lentamente? — Anlamıyorum, daha yavaş tekrar edebilir misin?
Non capisco.Anlamıyorum.Non capisco. Puoi ripetere? — I don't understand. Can you repeat that?

Seviye A2

A che ora apre?Saat kaçta açılıyor?A che ora apre il negozio? — Dükkan saat kaçta açılıyor?
abbastanzayeterince, oldukçaQuesto vestito è abbastanza caro. — Bu elbise oldukça pahalı.
aspettarebeklemekTi aspetto davanti alla stazione. — Seni istasyonun önünde bekliyorum.
caldosıcakOggi fa molto caldo. — Bugün çok sıcak.
camminareyürümekMi piace camminare nel parco. — Parkta yürümeyi severim.
Ci vuole quanto tempo?Ne kadar zaman alıyor?Ci vuole quanto tempo per arrivare in centro? — Merkeze ulaşmak ne kadar zaman alıyor?
compraresatın almakVoglio comprare un libro nuovo. — Yeni bir kitap satın almak istiyorum.
cucinareyemek pişirmekMia madre cucina molto bene. — Annem çok iyi yemek pişirir.
difficilezorQuesto esame è molto difficile. — Bu sınav çok zor.
Dipende dalla situazione.Duruma bağlı.Vengo o no? Dipende dalla situazione. — Gelirim mi gelmem mi? Duruma bağlı.
dormireuyumakDi solito dormo otto ore. — Genellikle sekiz saat uyurum.
Dove si trova la farmacia?Eczane nerede?Scusi, dove si trova la farmacia più vicina? — Özür dilerim, en yakın eczane nerede?
forsebelkiForse vengo alla festa domani. — Belki yarın partiye gelirim.
Ho bisogno di aiuto.Yardıma ihtiyacım var.Ho bisogno di aiuto con la valigia. — Bavulumla ilgili yardıma ihtiyacım var.
il bigliettobiletDevo comprare il biglietto del treno. — Tren bileti satın almam gerekiyor.
il lavoroIl mio lavoro è molto interessante. — İşim çok ilginç.
il mercatopazar, çarşıVado al mercato ogni sabato. — Her cumartesi pazara giderim.
il negoziodükkan, mağazaQuel negozio vende vestiti belli. — O dükkan güzel kıyafetler satıyor.
il quartieresemt, mahalleAbito in un quartiere tranquillo. — Sakin bir semtte oturuyorum.
il ristoranterestoranQuesto ristorante serve cibo italiano. — Bu restoran İtalyan yemeği sunuyor.
il supermercatosüpermarketDevo andare al supermercato. — Süpermarkete gitmeliyim.
il tempohava durumu / zamanChe tempo fa oggi? — Bugün hava nasıl?
il viaggioyolculuk, seyahatIl viaggio è durato tre ore. — Yolculuk üç saat sürdü.
incontrarekarşılaşmak, buluşmakHo incontrato un vecchio amico ieri. — Dün eski bir arkadaşımla karşılaştım.
insiemebirlikteAndiamo al cinema insieme stasera? — Bu akşam birlikte sinemaya gidelim mi?
la cameraodaLa camera dell'hotel è molto comoda. — Oteldeki oda çok rahat.
la famigliaaileLa mia famiglia è grande. — Ailem büyük.
la patenteehliyetHo preso la patente l'anno scorso. — Geçen yıl ehliyetimi aldım.
la settimanahaftaLa settimana prossima vado in vacanza. — Gelecek hafta tatile gidiyorum.
la stazioneistasyon, garLa stazione è lontana da qui? — İstasyon buradan uzak mı?
leggereokumakLeggo il giornale ogni mattina. — Her sabah gazete okurum.
Mi fa male la testa.Başım ağrıyor.Mi fa male la testa, ho bisogno di riposare. — Başım ağrıyor, dinlenmem gerekiyor.
Mi puoi aiutare?Bana yardım edebilir misin?Mi puoi aiutare con questo esercizio? — Bu egzersizde bana yardım edebilir misin?
Non capisco.Anlamıyorum.Scusi, non capisco. Può ripetere? — Özür dilerim, anlamıyorum. Tekrar edebilir misiniz?
Non mi piace per niente.Hiç hoşuma gitmiyor.Questo film non mi piace per niente. — Bu film hiç hoşuma gitmiyor.
partireayrılmak, hareket etmekIl treno parte alle nove. — Tren dokuzda hareket ediyor.
Posso avere il conto?Hesabı alabilir miyim?Scusi, posso avere il conto per favore? — Özür dilerim, hesabı alabilir miyim lütfen?
prenotarerezervasyon yapmakHo prenotato una camera per tre notti. — Üç gecelik oda rezervasyonu yaptım.
prestoerken, çabukDevo alzarmi presto domani. — Yarın erken kalkmam gerekiyor.
purtroppomaalesefPurtroppo non posso venire alla festa. — Maalesef partiye gelemiyorum.
Quanti anni hai?Kaç yaşındasın?Quanti anni hai? Ho ventidue anni. — Kaç yaşındasın? Yirmi iki yaşındayım.
Quanto costa questo?Bu ne kadar?Quanto costa questo vestito? — Bu elbise ne kadar?
ricordarehatırlamakNon ricordo il suo numero di telefono. — Onun telefon numarasını hatırlamıyorum.
scegliereseçmekNon riesco a scegliere tra questi due. — Bu ikisi arasında seçim yapamıyorum.
sempreher zamanLei è sempre puntuale. — O her zaman dakiktir.
smetterebırakmak, durdurmakHo smesso di fumare due anni fa. — İki yıl önce sigarayı bıraktım.
spendereharcamakHo speso troppi soldi questo mese. — Bu ay çok para harcadım.
spessosık sıkVado spesso al cinema. — Sık sık sinemaya giderim.
tardigeçMi dispiace, sono arrivato tardi. — Üzgünüm, geç geldim.
Vorrei prenotare un tavolo.Bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.Vorrei prenotare un tavolo per due persone. — İki kişilik bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.

Seviye B1

accorgersifark etmekMi sono accorto dell'errore troppo tardi. — Hatayı çok geç fark ettim.
affittarekiralamakVoglio affittare un appartamento in città. — Şehirde bir daire kiralamak istiyorum.
affrontareyüzleşmek, üstesinden gelmekBisogna affrontare i problemi con coraggio. — Sorunlarla cesaretle yüzleşmek gerekir.
capireanlamakNon capisco questa parola. — Bu kelimeyi anlamıyorum.
Ci vediamo dopo.Sonra görüşürüz.Devo andare adesso, ci vediamo dopo. — Şimdi gitmem gerekiyor, sonra görüşürüz.
condividerepaylaşmakVoglio condividere questa notizia con tutti. — Bu haberi herkesle paylaşmak istiyorum.
Di solito mi sveglio presto.Genellikle erken uyanırım.Di solito mi sveglio presto la mattina. — Genellikle sabahları erken uyanırım.
dipenderebağlı olmak, bağımlı olmakDipende dal tempo che fa. — Hava durumuna bağlıdır.
Fa' come ti pare.Nasıl istersen öyle yap.Non ti dico cosa fare, fa' come ti pare. — Sana ne yapman gerektiğini söylemiyorum, nasıl istersen öyle yap.
Ho bisogno di aiuto.Yardıma ihtiyacım var.Ho bisogno di aiuto con questo esercizio. — Bu alıştırmayla ilgili yardıma ihtiyacım var.
il cambiamentodeğişim, değişiklikIl cambiamento climatico è un problema serio. — İklim değişikliği ciddi bir sorundur.
il comportamentodavranış, tutumIl suo comportamento mi ha sorpreso. — Onun davranışı beni şaşırttı.
il consigliotavsiye, öneriHai un consiglio per me? — Benim için bir tavsiyeniz var mı?
il dubbioşüphe, kuşkuHo qualche dubbio sulla sua storia. — Onun hikayesi hakkında bazı şüphelerim var.
il motivosebep, nedenQual è il motivo della tua visita? — Ziyaretinin sebebi ne?
il punto di vistabakış açısıDal mio punto di vista, hai ragione tu. — Benim bakış açımdan, haklı olan sensin.
il quartieremahalle, semtAbito in un quartiere tranquillo. — Sakin bir mahallede yaşıyorum.
il rapportoilişki, bağ; raporHo un buon rapporto con i miei colleghi. — İş arkadaşlarımla iyi bir ilişkim var.
il rumoregürültü, sesIl rumore del traffico mi dà fastidio. — Trafik gürültüsü beni rahatsız ediyor.
il viaggioyolculuk, seyahatIl viaggio in treno è stato lungo. — Tren yolculuğu uzun sürdü.
l'ambienteçevre, ortamDobbiamo proteggere l'ambiente naturale. — Doğal çevreyi korumalıyız.
la delusionehayal kırıklığıLa sua risposta è stata una grande delusione. — Onun cevabı büyük bir hayal kırıklığıydı.
la fiduciagüvenHo molta fiducia in lui. — Ona çok güveniyorum.
la follakalabalıkC'era una grande folla al concerto. — Konserde büyük bir kalabalık vardı.
la genteinsanlar, halkC'è molta gente in piazza oggi. — Bugün meydanda çok fazla insan var.
la notiziahaberHai sentito l'ultima notizia? — Son haberi duydun mu?
la responsabilitàsorumlulukOgnuno deve prendersi le proprie responsabilità. — Herkes kendi sorumluluklarını üstlenmelidir.
la sceltaseçim, tercihÈ stata una scelta difficile. — Zor bir seçimdi.
la speranzaumutNon perdere la speranza! — Umudu kaybetme!
Mi puoi fare un favore?Bana bir iyilik yapar mısın?Mi puoi fare un favore? Ho bisogno di un passaggio. — Bana bir iyilik yapar mısın? Arabana ihtiyacım var.
miglioraregeliştirmek, iyileştirmekVoglio migliorare il mio italiano. — İtalyancamı geliştirmek istiyorum.
Non ho ancora deciso.Henüz karar vermedim.Non ho ancora deciso dove andare in vacanza. — Tatilde nereye gideceğime henüz karar vermedim.
Non mi sento bene.Kendimi iyi hissetmiyorum.Non mi sento bene oggi, ho mal di testa. — Bugün kendimi iyi hissetmiyorum, başım ağrıyor.
Non ne sono sicuro.Bundan emin değilim.Non ne sono sicuro, devo controllare. — Bundan emin değilim, kontrol etmem gerekiyor.
permettereizin vermekI miei genitori non mi permettono di uscire tardi. — Ailem geç saate kadar dışarı çıkmama izin vermiyor.
Preferisco restare a casa.Evde kalmayı tercih ederim.Quando piove, preferisco restare a casa. — Yağmur yağdığında evde kalmayı tercih ederim.
preoccuparsiendişelenmekNon ti preoccupare, andrà tutto bene. — Endişelenme, her şey yoluna girecek.
Quanto tempo ci vuole?Ne kadar sürer?Quanto tempo ci vuole per arrivare in centro? — Merkeze ulaşmak ne kadar sürer?
raggiungereulaşmak, erişmekHo raggiunto il mio obiettivo. — Hedefime ulaştım.
rendersi contofarkına varmakMi sono reso conto che avevo torto. — Yanıldığımın farkına vardım.
ricordarehatırlamakNon ricordo dove ho messo le chiavi. — Anahtarları nereye koyduğumu hatırlamıyorum.
ringraziareteşekkür etmekVoglio ringraziarti per il tuo aiuto. — Yardımın için sana teşekkür etmek istiyorum.
risolvereçözmekDobbiamo risolvere questo problema insieme. — Bu sorunu birlikte çözmemiz gerekiyor.
scegliereseçmekDevo scegliere tra due offerte di lavoro. — İki iş teklifi arasında seçim yapmam gerekiyor.
Sono d'accordo con te.Seninle aynı fikirdeyim.Sono d'accordo con te su questo problema. — Bu konuda seninle aynı fikirdeyim.
sosteneredesteklemek; iddia etmekI miei genitori mi hanno sempre sostenuto. — Ailem beni her zaman destekledi.
spiegareaçıklamak, izah etmekPuoi spiegare come funziona? — Nasıl çalıştığını açıklayabilir misin?
trarre conclusionisonuç çıkarmakNon trarre conclusioni affrettate. — Aceleci sonuçlar çıkarma.
trattarsisöz konusu olmakSi tratta di una questione importante. — Söz konusu olan önemli bir meseledir.
Vale la pena provare.Denemeye değer.Vale la pena provare anche se è difficile. — Zor olsa bile denemeye değer.

Seviye B2

A lungo andare, le abitudini fanno la differenza.Uzun vadede alışkanlıklar fark yaratır.A lungo andare, le buone abitudini fanno la differenza nella vita. — Uzun vadede iyi alışkanlıklar hayatta fark yaratır.
A meno che non cambi idea, partirò domani.Fikrimi değiştirmezsem yarın yola çıkacağım.A meno che non cambi idea, partirò domani mattina presto. — Fikrimi değiştirmezsem yarın sabah erken yola çıkacağım.
accorgersifark etmek, anlamakMi sono accorto dell'errore solo dopo aver consegnato il compito. — Ödevi teslim ettikten sonra hatayı fark ettim.
adeguarsiuyum sağlamak, adapte olmakÈ necessario adeguarsi ai cambiamenti del mercato. — Piyasadaki değişikliklere uyum sağlamak gereklidir.
affrontareyüzleşmek, üstesinden gelmekDobbiamo affrontare i problemi con coraggio. — Sorunlarla cesaretle yüzleşmeliyiz.
ampliaregenişletmek, büyütmekLeggere aiuta ad ampliare il proprio vocabolario. — Okumak kelime dağarcığını genişletmeye yardımcı olur.
approfondirederinleştirmek, daha ayrıntılı incelemekVorrei approfondire la mia conoscenza della storia. — Tarih bilgimi derinleştirmek istiyorum.
Ci vuole pazienza per imparare una lingua.Bir dil öğrenmek için sabır gerekir.Ci vuole molta pazienza per imparare una lingua straniera. — Yabancı bir dil öğrenmek için çok sabır gerekir.
cogliereyakalamak, fırsatı değerlendirmekDevi cogliere ogni opportunità che ti si presenta. — Önüne çıkan her fırsatı değerlendirmelisin.
coinvolgeredahil etmek, içine çekmekIl progetto coinvolge molte persone di diversi settori. — Proje, farklı sektörlerden birçok kişiyi içeriyor.
condividerepaylaşmakÈ bello condividere i propri pensieri con gli amici. — Düşüncelerini arkadaşlarınla paylaşmak güzeldir.
È giunto il momento di prendere una decisione.Bir karar verme zamanı geldi.È giunto il momento di prendere una decisione importante per il futuro. — Gelecek için önemli bir karar verme zamanı geldi.
Ho intenzione di cambiare lavoro entro l'anno.Yıl sonuna kadar iş değiştirmeyi planlıyorum.Ho seriamente intenzione di cambiare lavoro entro la fine dell'anno. — Yıl sonuna kadar ciddi olarak iş değiştirmeyi planlıyorum.
il benessererefah, iyilik haliIl benessere mentale è importante quanto quello fisico. — Zihinsel iyilik hali, fiziksel iyilik hali kadar önemlidir.
il comportamentodavranışIl suo comportamento in classe è esemplare. — Sınıftaki davranışı örnek niteliğindedir.
il compromessouzlaşma, tavizTrovare un compromesso è essenziale in una relazione. — Bir ilişkide uzlaşmaya varmak çok önemlidir.
il contestobağlam, ortamBisogna capire una parola nel suo contesto. — Bir kelimeyi bağlamında anlamak gerekir.
il divariouçurum, fark, ayrımIl divario tra ricchi e poveri continua ad aumentare. — Zenginler ve fakirler arasındaki uçurum büyümeye devam ediyor.
il pregiudizioönyargıI pregiudizi sociali ostacolano il progresso. — Sosyal önyargılar ilerlemeyi engeller.
il rapportoilişki, bağ, raporHa un ottimo rapporto con i colleghi di lavoro. — İş arkadaşlarıyla mükemmel bir ilişkisi var.
il rimpiantopişmanlık, özlemVive con il rimpianto di non aver studiato di più. — Daha fazla çalışmamış olmanın pişmanlığıyla yaşıyor.
intraprenderegirişmek, başlamakHa intrapreso una carriera nel campo della medicina. — Tıp alanında bir kariyer başlattı.
l'ambiguitàbelirsizlik, muğlaklıkL'ambiguità del testo rende difficile la comprensione. — Metnin muğlaklığı anlamayı zorlaştırıyor.
l'aspettativabeklentiI risultati hanno superato ogni aspettativa. — Sonuçlar tüm beklentileri aştı.
l'incertezzabelirsizlik, kararsızlıkL'incertezza del futuro ci rende ansiosi. — Geleceğin belirsizliği bizi endişelendirir.
la consapevolezzafarkındalık, bilinçLa consapevolezza ambientale è fondamentale oggi. — Çevre bilinci bugün çok önemlidir.
la fiduciagüven, itimatLa fiducia è la base di ogni relazione sana. — Güven, her sağlıklı ilişkinin temelidir.
la prospettivabakış açısı, perspektifCambiare prospettiva aiuta a risolvere i problemi. — Bakış açısını değiştirmek sorunları çözmeye yardımcı olur.
la sfidameydan okuma, zorlukOgni sfida è un'opportunità per crescere. — Her zorluk, büyümek için bir fırsattır.
la tendenzaeğilim, trendC'è una tendenza crescente verso il lavoro remoto. — Uzaktan çalışmaya doğru artan bir eğilim var.
lo sforzoçaba, gayretIl successo richiede uno sforzo costante nel tempo. — Başarı, zaman içinde sürekli çaba gerektirir.
Mi rendo conto che ho sbagliato.Hata yaptığımın farkındayım.Mi rendo conto che ho sbagliato e chiedo scusa. — Hata yaptığımın farkındayım ve özür dilerim.
Nel complesso, l'esperienza è stata positiva.Genel olarak, deneyim olumlu oldu.Nel complesso, l'esperienza lavorativa all'estero è stata molto positiva. — Genel olarak, yurt dışındaki iş deneyimi çok olumlu oldu.
Non sono affatto d'accordo con questa proposta.Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum.Non sono affatto d'accordo con questa proposta e spiegherò il perché. — Bu öneriyle hiç anlaşmıyorum ve nedenini açıklayacağım.
Non vale la pena preoccuparsi così tanto.Bu kadar endişelenmeye değmez.Non vale la pena preoccuparsi così tanto per cose futili. — Önemsiz şeyler için bu kadar endişelenmeye değmez.
Nonostante tutto, non ho perso la speranza.Her şeye rağmen umudumu kaybetmedim.Nonostante tutto quello che è successo, non ho perso la speranza. — Yaşanan her şeye rağmen umudumu kaybetmedim.
Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara.Bana göre durum açıktır.Per quanto mi riguarda, la situazione è chiara e non c'è nulla da aggiungere. — Bana göre durum açıktır ve eklenecek bir şey yoktur.
Più ci penso, meno capisco.Ne kadar düşünsem, o kadar az anlıyorum.Più ci penso, meno capisco cosa voglia dire veramente. — Ne kadar düşünsem, gerçekte ne demek istediğini o kadar az anlıyorum.
prevalereüstün gelmek, galip gelmekAlla fine è prevalsa la ragione sul sentimento. — Sonunda akıl duygular üzerinde galip geldi.
Prima o poi dovremo affrontare questa questione.Er ya da geç bu meseleyle yüzleşmemiz gerekecek.Prima o poi dovremo affrontare questa questione in modo diretto. — Er ya da geç bu meseleyle doğrudan yüzleşmemiz gerekecek.
Pur essendo stanco, ha continuato a lavorare.Yorgun olmasına rağmen çalışmaya devam etti.Pur essendo molto stanco, ha continuato a lavorare fino a tardi. — Çok yorgun olmasına rağmen geç saate kadar çalışmaya devam etti.
raggiungereulaşmak, elde etmekHa raggiunto il traguardo dopo anni di sacrifici. — Yıllarca fedakarlık ettikten sonra hedefe ulaştı.
riconosceretanımak, kabul etmekÈ importante riconoscere i propri errori. — Kendi hatalarını kabul etmek önemlidir.
rinunciarevazgeçmek, feragat etmekNon voglio rinunciare ai miei sogni. — Hayallerimden vazgeçmek istemiyorum.
Sarebbe meglio parlarne prima di agire.Harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu.Sarebbe meglio parlarne prima di agire in modo affrettato. — Aceleyle harekete geçmeden önce bunu konuşmak daha iyi olurdu.
sosteneredesteklemek, sürdürmekI genitori sostengono i figli nei momenti difficili. — Ebeveynler zor anlarda çocuklarını destekler.
superareaşmak, geçmek, üstesinden gelmekHa superato l'esame con ottimi risultati. — Sınavı mükemmel sonuçlarla geçti.
suscitareuyandırmak, kışkırtmak, doğurmakIl film ha suscitato molte emozioni nel pubblico. — Film izleyicide pek çok duygu uyandırdı.
Tenendo conto di tutto, la scelta è ovvia.Her şey göz önüne alındığında, seçim açıktır.Tenendo conto di tutto, la scelta più logica è ovvia. — Her şey göz önüne alındığında, en mantıklı seçim açıktır.
trascurareihmal etmek, aksatmakNon bisogna trascurare la propria salute. — Kendi sağlığını ihmal etmemek gerekir.