İspanyolca en çok kullanılan kelimeler

Seviyeye göre İspanyolca kelimeler: anlamları, örnek cümleleri ve telaffuzlarıyla A1'den C2'ye. Ücretsiz, kayıt gerekmez — kelime kartlarıyla da çalışabilirsiniz.

Seviye A1

¡Buenos días!
Günaydın!¡Buenos días! ¿Cómo estás? — Günaydın! Nasılsın?
¿A qué hora abre?
Saat kaçta açılıyor?¿A qué hora abre? Abre a las nueve. — Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor.
¿Cómo estás?
Nasılsın?¿Cómo estás? Estoy bien, gracias. — Nasılsın? İyiyim, teşekkürler.
¿Cómo te llamas?
Adın ne?¿Cómo te llamas? Me llamo Tom. — Adın ne? Benim adım Tom.
¿Cuánto cuesta?
Ne kadar?¿Cuánto cuesta? Cuesta cinco euros. — Ne kadar? Beş euro.
¿Cuántos años tienes?
Kaç yaşındasın?¿Cuántos años tienes tú? — Sen kaç yaşındasın?
¿De dónde eres?
Nerelisin?¿De dónde eres tú? — Sen nerelisin?
¿Dónde está el baño?
Banyo nerede?¿Disculpe, dónde está el baño? — Affedersiniz, banyo nerede?
¿Hablas inglés?
İngilizce konuşuyor musun?¿Hablas inglés o español? — İngilizce mi yoksa İspanyolca mı konuşuyorsun?
¿Puedes ayudarme?
Bana yardım edebilir misin?¿Puedes ayudarme? Estoy perdido. — Bana yardım edebilir misin? Kayboldum.
agua
suQuiero un vaso de agua. — Bir bardak su istiyorum.
amigo
arkadaşMi amigo se llama Carlos. — Arkadaşımın adı Carlos.
beber
içmekBebo café por la mañana. — Sabahları kahve içerim.
Buenos días
GünaydınBuenos días, señora López. — Günaydın, Bayan López.
caliente
sıcakHoy hace mucho calor. — Bugün çok sıcak.
calle
sokakVivo en una calle tranquila. — Sakin bir sokakta yaşıyorum.
casa
evMi casa es grande. — Benim evim büyük.
ciudad
şehirMadrid es una ciudad bonita. — Madrid güzel bir şehir.
color
renkMi color favorito es el azul. — En sevdiğim renk mavi.
comer
yemek yemekComo pan por la mañana. — Sabahları ekmek yerim.
comida
yemek / gıdaLa comida española es deliciosa. — İspanyol yemeği çok lezzetli.
comprar
satın almakQuiero comprar un regalo para mi madre. — Annem için bir hediye almak istiyorum.
día
günHoy es un día muy caluroso. — Bugün çok sıcak bir gün.
dinero
paraNo tengo mucho dinero. — Çok param yok.
el agua
suBebo agua todos los días. — Her gün su içerim.
el amigo
arkadaşElla es mi mejor amiga. — O benim en iyi arkadaşım.
el coche
arabaMi padre tiene un coche rojo. — Babamın kırmızı bir arabası var.
el día
günHoy es un día hermoso. — Bugün güzel bir gün.
el dinero
paraNo tengo dinero. — Hiç param yok.
el gato
kediEl gato es pequeño. — Kedi küçük.
el libro
kitapEste libro es interesante. — Bu kitap ilginç.
el padre
babaMi padre trabaja en una oficina. — Babam bir ofiste çalışır.
el perro
köpekTengo un perro. — Bir köpeğim var.
el tiempo
zaman / saat¿Qué hora es? — Saat kaç?
escribir
yazmakEscribo una carta a mi abuela. — Büyükanneime bir mektup yazıyorum.
escuela
okulLos niños van a la escuela. — Çocuklar okula gidiyor.
Estoy cansado.
Yorgunum.Estoy cansado. Quiero dormir. — Yorgunum. Uyumak istiyorum.
familia
aileMi familia es muy grande. — Benim ailem çok büyük.
feliz
mutluHoy estoy feliz. — Bugün mutluyum.
frío
soğukEl agua está muy fría. — Su çok soğuk.
gracias
teşekkür ederimMuchas gracias por tu ayuda. — Yardımın için çok teşekkür ederim.
grande
büyükEl elefante es muy grande. — Fil çok büyük.
gustar
sevmek / beğenmekMe gusta mucho la pizza. — Pizzayı çok severim.
hablar
konuşmak¿Hablas inglés? — İngilizce konuşuyor musun?
hola
merhabaHola, me llamo Anna. — Merhaba, benim adım Anna.
ir
gitmekVoy a la escuela todos los días. — Her gün okula giderim.
la casa
evMi casa es grande. — Benim evim büyük.
la ciudad
şehirLondres es una ciudad muy grande. — Londra çok büyük bir şehir.
la escuela
okulLa escuela está cerca de mi casa. — Okul evimin yakınında.
la leche
sütLos niños beben leche todos los días. — Çocuklar her gün süt içer.
la madre
anneMi madre es profesora. — Annem bir öğretmen.
la manzana
elmaComo una manzana cada mañana. — Her sabah bir elma yerim.
la mesa
masaEl libro está sobre la mesa. — Kitap masanın üzerinde.
la silla
sandalyePor favor, siéntate en la silla. — Lütfen sandalyeye oturun.
leer
okumakLeo un libro cada noche. — Her gece bir kitap okurum.
libro
kitapEste libro es muy interesante. — Bu kitap çok ilginç.
Me gusta mucho
Çok seviyorum / Çok hoşuma gidiyorMe gusta mucho la música española. — İspanyol müziğini çok seviyorum.
Me llamo...
Benim adım...Me llamo Ana, ¿y tú? — Benim adım Ana, ya senin?
médico
doktorNecesito ver a un médico hoy. — Bugün bir doktor görmem gerekiyor.
necesitar
ihtiyacı olmakNecesito un médico. — Bir doktora ihtiyacım var.

Seviye A2

¿A qué hora empieza?
Saat kaçta başlıyor?¿A qué hora empieza la película? — Film saat kaçta başlıyor?
¿Cuánto cuesta?
Ne kadar tutar?¿Cuánto cuesta este libro? — Bu kitap ne kadar tutar?
¿Cuánto tiempo llevas aquí?
Burada ne zamandır varsın?¿Cuánto tiempo llevas aquí en España? — İspanya'da ne zamandır varsın?
¿Dónde está el baño?
Tuvalet nerede?Perdona, ¿dónde está el baño? — Pardon, tuvalet nerede?
¿Me puede traer la cuenta?
Hesabı getirebilir misiniz?Perdone, ¿me puede traer la cuenta, por favor? — Pardon, hesabı getirebilir misiniz lütfen?
¿Puedes ayudarme?
Bana yardım edebilir misin?¿Puedes ayudarme con esta tarea? — Bu ödevle bana yardım edebilir misin?
¿Qué tiempo hace hoy?
Bugün hava nasıl?¿Qué tiempo hace hoy en tu ciudad? — Bugün şehrinde hava nasıl?
aprender
öğrenmekQuiero aprender español. — İspanyolca öğrenmek istiyorum.
Ayer fui al cine.
Dün sinemaya gittim.Ayer fui al cine con mis amigos. — Dün arkadaşlarımla sinemaya gittim.
beber
içmekMe gusta beber agua fría. — Soğuk su içmeyi severim.
caminar
yürümekCamino al trabajo cada día. — Her gün işe yürüyorum.
cansado
yorgunEstoy muy cansado después del trabajo. — İşten sonra çok yorgunum.
cocinar
yemek pişirmekMi madre cocina muy bien. — Annem çok iyi yemek pişirir.
el alquiler
kiraEl alquiler es muy caro en esta ciudad. — Bu şehirde kira çok pahalı.
el desayuno
kahvaltıEl desayuno está listo. — Kahvaltı hazır.
el edificio
binaEl edificio tiene diez pisos. — Binanın on katı var.
el horario
program, tarife¿Puedes darme el horario del tren? — Bana tren tarifesini verebilir misin?
el idioma
dil (yabancı dil)El español es un idioma muy bonito. — İspanyolca çok güzel bir dil.
el médico
doktorEl médico dice que debo descansar. — Doktor dinlemem gerektiğini söylüyor.
el medio ambiente
çevre, doğaDebemos proteger el medio ambiente. — Çevreyi korumalıyız.
el mercado
pazar, çarşıVoy al mercado los sábados. — Cumartesi günleri pazara gidiyorum.
el mes
ay (zaman birimi)El mes de julio es muy caluroso. — Temmuz ayı çok sıcak.
el préstamo
kredi, borçPedí un préstamo al banco. — Bankadan kredi istedim.
el supermercado
süpermarketVoy al supermercado con mi familia. — Ailемle süpermarkete gidiyorum.
el tiempo
hava, zamanEl tiempo hoy es muy bueno. — Bugün hava çok güzel.
el vecino
komşuMi vecino es muy amable. — Komşum çok nazik.
el viaje
yolculuk, seyahatEl viaje fue muy interesante. — Yolculuk çok ilginçti.
encontrar
bulmakNo puedo encontrar mis llaves. — Anahtarlarımı bulamıyorum.
esperar
beklemekEspero el autobús cada mañana. — Her sabah otobüsü bekliyorum.
Hace mucho calor.
Hava çok sıcak.Hace mucho calor en verano aquí. — Burada yazın hava çok sıcak.
la farmacia
eczaneNecesito ir a la farmacia. — Eczaneye gitmem gerekiyor.
la reunión
toplantıLa reunión empieza a las diez. — Toplantı saat onda başlıyor.
la semana
haftaLa semana que viene voy de viaje. — Gelecek hafta seyahate çıkıyorum.
la tienda
dükkan, mağazaLa tienda cierra a las nueve. — Mağaza saat dokuzda kapanıyor.
llegar
ulaşmak, varmakEl tren llega a las tres. — Tren saat üçte geliyor.
Llevo dos años estudiando español.
İki yıldır İspanyolca öğreniyorum.Llevo dos años estudiando español y me encanta. — İki yıldır İspanyolca öğreniyorum ve çok seviyorum.
Me duele la cabeza.
Başım ağrıyor.Me duele la cabeza y necesito descansar. — Başım ağrıyor ve dinlenmem gerekiyor.
Me gustaría reservar una mesa.
Bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.Me gustaría reservar una mesa para dos personas. — İki kişilik bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.
mudarse
taşınmakEl año pasado me mudé a Madrid. — Geçen yıl Madrid'e taşındım.
necesitar
ihtiyaç duymakNecesito comprar pan. — Ekmek almam gerekiyor.
ocupado
meşgulEstoy muy ocupado esta semana. — Bu hafta çok meşgulüm.
pensar
düşünmekPienso que tienes razón. — Haklı olduğunu düşünüyorum.
quejarse
şikayet etmekEl cliente se queja del servicio. — Müşteri hizmetten şikayet ediyor.
recordar
hatırlamakNo recuerdo su nombre. — Onun adını hatırlamıyorum.
salir
çıkmak, dışarı gitmekSalgo de casa a las ocho. — Saat sekizde evden çıkıyorum.
seguir
devam etmek, takip etmekSigue todo recto hasta el semáforo. — Trafik ışığına kadar düz devam et.
simpático
sempatik, hoşEl profesor es muy simpático. — Öğretmen çok sempatik.
Tengo hambre.
Açım.Tengo hambre, ¿vamos a comer? — Açım, yemeye gidelim mi?
tranquilo
sakin, rahatEste barrio es muy tranquilo. — Bu mahalle çok sakin.
volver
geri dönmekVuelvo a casa a las seis. — Saat altıda eve dönüyorum.

Seviye B1

¿Cuánto tiempo llevas viviendo aquí?
Burada ne zamandır yaşıyorsun?¿Cuánto tiempo llevas viviendo aquí? Ya hablas muy bien el español. — Burada ne zamandır yaşıyorsun? Artık İspanyolcayı çok iyi konuşuyorsun.
¿Podrías hablar más despacio, por favor?
Lütfen daha yavaş konuşabilir misiniz?¿Podrías hablar más despacio, por favor? No te entiendo bien. — Lütfen daha yavaş konuşabilir misiniz? Sizi iyi anlamıyorum.
¿Te importaría ayudarme?
Bana yardım etmeni sakıncası var mı?¿Te importaría ayudarme con este ejercicio? — Bu egzersizde bana yardım etmeni sakıncası var mı?
a partir de ahora
bundan itibaren, şimdiden itibarenA partir de ahora voy a hacer ejercicio todos los días. — Bundan itibaren her gün egzersiz yapacağım.
a pesar de
-e rağmenA pesar del mal tiempo, salimos a caminar. — Kötü havaya rağmen yürüyüşe çıktık.
acostumbrarse a
alışmak, alışkanlık kazanmakMe costó tiempo acostumbrarme al clima frío. — Soğuk iklime alışmam zaman aldı.
aprovechar
faydalanmak, değerlendirmekDebemos aprovechar esta oportunidad. — Bu fırsatı değerlendirmeliyiz.
aunque
her ne kadar, -e rağmenAunque estaba cansado, terminó el trabajo. — Yorgun olmasına rağmen işi bitirdi.
conseguir
elde etmek, başarmakConseguí entradas para el concierto. — Konser için bilet edindim.
convencer
ikna etmekMe costó mucho convencerle de que viniera. — Onu gelmesi için ikna etmek çok zoruma gitti.
cuestionar
sorgulamakEs importante cuestionar la información antes de creerla. — Bir bilgiye inanmadan önce onu sorgulamak önemlidir.
depender de
-e bağlı olmakTodo depende de la situación económica. — Her şey ekonomik duruma bağlı.
el ambiente
ortam, atmosferEl ambiente en la fiesta era muy alegre. — Partideki atmosfer çok neşeliydi.
el bienestar
refah, iyilik haliEl bienestar emocional es tan importante como el físico. — Duygusal iyilik hali, fiziksel iyilik hali kadar önemlidir.
el ciudadano
vatandaşTodos los ciudadanos tienen derechos y deberes. — Tüm vatandaşların hakları ve görevleri vardır.
el comportamiento
davranış, tutumSu comportamiento en clase fue ejemplar. — Sınıftaki davranışı örnek nitelikteydi.
el desafío
meydan okuma, zorlukAprender otro idioma es un gran desafío. — Başka bir dil öğrenmek büyük bir zorluktur.
el esfuerzo
çaba, çabalamaCon esfuerzo y dedicación puedes lograrlo. — Çaba ve özveriyle bunu başarabilirsin.
el impuesto
vergiEl gobierno subió los impuestos este año. — Hükümet bu yıl vergileri artırdı.
el medio ambiente
çevre, doğal ortamDebemos proteger el medio ambiente para las futuras generaciones. — Gelecek nesiller için çevreyi korumalıyız.
el plazo
süre, son tarihEl plazo para entregar el proyecto es el viernes. — Projeyi teslim etmek için son tarih Cuma.
el presupuesto
bütçe, tahmini maliyetEl presupuesto para las vacaciones es limitado. — Tatil için bütçemiz sınırlı.
el riesgo
risk, tehlikeEsa actividad conlleva un gran riesgo. — Bu etkinlik büyük bir risk taşıyor.
En mi opinión, hay que cambiar las cosas.
Bana göre, şeylerin değişmesi gerekiyor.En mi opinión, hay que cambiar las cosas para mejorar la situación. — Bana göre, durumu iyileştirmek için şeylerin değişmesi gerekiyor.
enfrentarse a
yüzleşmek, ile karşı karşıya gelmekTuvo que enfrentarse a muchos obstáculos. — Pek çok engelle yüzleşmek zorunda kaldı.
exigir
talep etmek, istemekLos trabajadores exigen mejores condiciones laborales. — İşçiler daha iyi çalışma koşulları talep ediyor.
la ciudadanía
vatandaşlıkSolicitó la ciudadanía española después de diez años. — On yılın ardından İspanya vatandaşlığı için başvurdu.
la convivencia
bir arada yaşama, birlikte yaşamLa convivencia entre culturas diferentes enriquece a todos. — Farklı kültürlerin bir arada yaşaması herkesi zenginleştirir.
la desigualdad
eşitsizlikLa desigualdad social es un problema global. — Sosyal eşitsizlik küresel bir sorundur.
la huelga
grevLos empleados declararon una huelga de tres días. — Çalışanlar üç günlük bir grev ilan etti.
la igualdad
eşitlikLuchar por la igualdad es responsabilidad de todos. — Eşitlik için mücadele etmek herkesin sorumluluğudur.
la queja
şikayetPresentó una queja formal ante el director. — Müdüre resmi bir şikayet sundu.
la solidaridad
dayanışmaLa solidaridad entre vecinos fue fundamental tras el desastre. — Komşular arasındaki dayanışma, afetten sonra hayati önem taşıdı.
llevar a cabo
gerçekleştirmek, hayata geçirmekLograron llevar a cabo el proyecto en tiempo récord. — Projeyi rekor sürede hayata geçirmeyi başardılar.
Llevo esperando una hora y no han llegado.
Bir saattir bekliyorum ve hâlâ gelmediler.Llevo esperando una hora y no han llegado. ¿Les pasó algo? — Bir saattir bekliyorum ve hâlâ gelmediler. Başlarına bir şey mi geldi?
Lo siento mucho, fue sin querer.
Çok özür dilerim, kasıtsız oldu.Lo siento mucho, fue sin querer. No quería hacerte daño. — Çok özür dilerim, kasıtsız oldu. Seni incitmek istemiyordum.
Me gustaría reservar una mesa para dos.
İki kişilik bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.Me gustaría reservar una mesa para dos para esta noche. — Bu gece için iki kişilik bir masa rezervasyonu yapmak istiyorum.
Me parece que tienes razón.
Bana kalırsa haklısın.Me parece que tienes razón en este asunto. — Bu konuda bana kalırsa haklısın.
mejorar
iyileştirmek, gelişmekQuiero mejorar mi nivel de inglés este año. — Bu yıl İngilizce seviyemi geliştirmek istiyorum.
No hay duda de que es el mejor candidato.
En iyi aday olduğundan şüphe yok.No hay duda de que es el mejor candidato para el puesto. — Bu pozisyon için en iyi aday olduğundan şüphe yok.
No me acuerdo de haberlo dicho.
Bunu söylediğimi hatırlamıyorum.No me acuerdo de haberlo dicho. ¿Estás seguro? — Bunu söylediğimi hatırlamıyorum. Emin misin?
Ojalá pudiera acompañarte, pero tengo trabajo.
Keşke sana eşlik edebilseydim, ama işim var.Ojalá pudiera acompañarte al viaje, pero tengo trabajo pendiente. — Keşke yolculuğunda sana eşlik edebilseydim, ama bekleyen işlerim var.
ponerse de acuerdo
anlaşmaya varmak, uzlaşmakPor fin pudieron ponerse de acuerdo en el precio. — Sonunda fiyat konusunda anlaşabildiler.
proponer
önermek, teklif etmekTe propongo que nos reunamos el lunes. — Pazartesi toplanmamızı öneriyorum.
rechazar
reddetmekRechazó la oferta de trabajo por el bajo salario. — Düşük maaş nedeniyle iş teklifini reddetti.
recordar
hatırlamak, anımsamakNo recuerdo dónde puse las llaves. — Anahtarları nereye koyduğumu hatırlamıyorum.
Sería mejor que lo hicieras ahora.
Şimdi yapsan daha iyi olurdu.Sería mejor que lo hicieras ahora antes de olvidarte. — Unutmadan önce şimdi yapsan daha iyi olurdu.
sin embargo
bununla birlikte, ancakEs caro; sin embargo, vale la pena. — Pahalı; ancak buna değer.
suponer
varsaymak, sanmakSupongo que llegarán tarde, como siempre. — Her zaman olduğu gibi geç geleceğini sanıyorum.
trasladarse
taşınmak, yerini değiştirmekSe trasladó a otra ciudad por motivos laborales. — İş nedeniyle başka bir şehre taşındı.

Seviye B2

A pesar de todo, seguimos adelante.
Her şeye rağmen, devam ediyoruz.A pesar de todo, seguimos adelante. — Her şeye rağmen, devam ediyoruz.
abordar
ele almak, yaklaşmak, değinmekEs necesario abordar este tema con mucha delicadeza. — Bu konuyu büyük bir incelikle ele almak gereklidir.
asumir
üstlenmek, kabullenmek, üstüne almakDebes asumir la responsabilidad de tus propias decisiones. — Kendi kararlarınızın sorumluluğunu üstlenmelisiniz.
Aunque llueva, saldré a correr.
Yağmur yağsa da koşmaya çıkacağım.Aunque llueva, saldré a correr. — Yağmur yağsa da koşmaya çıkacağım.
comprometerse
taahhüt etmek, söz vermek, bağlanmakEl alcalde se comprometió a mejorar el transporte público. — Belediye başkanı toplu taşımayı iyileştirmeyi taahhüt etti.
conllevar
beraberinde getirmek, içermekTomar esa decisión conlleva muchos riesgos. — O kararı almak birçok riski beraberinde getiriyor.
Cuanto antes lo hagas, mejor será para todos.
Ne kadar erken yaparsan, herkes için o kadar iyi olur.Cuanto antes lo hagas, mejor será para todos. — Ne kadar erken yaparsan, herkes için o kadar iyi olur.
cuestionar
sorgulamak, sorguya çekmekEs importante cuestionar la información antes de aceptarla. — Bilgiyi kabul etmeden önce sorgulamak önemlidir.
destacar
öne çıkmak, öne çıkarmak, vurgulamakMaría siempre destacó por su inteligencia en clase. — María sınıfta her zaman zekasıyla öne çıktı.
el auge
yükseliş, zirve, dorukLa industria tecnológica está en pleno auge. — Teknoloji endüstrisi tam olarak yükseliştedir.
el bienestar
refah, esenlik, iyilik haliEl bienestar emocional es tan importante como la salud física. — Duygusal esenlik, fiziksel sağlık kadar önemlidir.
el comportamiento
davranış, tutumSu comportamiento en la reunión fue muy profesional. — Toplantıdaki davranışı çok profesyoneldi.
el desafío
meydan okuma, zorluk, güçlükEl cambio climático es el mayor desafío de nuestro tiempo. — İklim değişikliği çağımızın en büyük zorluğudur.
el entorno
çevre, ortamCrecer en un entorno familiar estable es fundamental. — İstikrarlı bir aile ortamında büyümek çok önemlidir.
el matiz
nüans, ton, ince ayrımHay un matiz importante entre estos dos conceptos. — Bu iki kavram arasında önemli bir nüans var.
el plazo
süre, vade, son tarihEl plazo para entregar el proyecto es el viernes. — Projeyi teslim etmek için son tarih Cuma günüdür.
el prejuicio
önyargıLos prejuicios pueden dañar las relaciones personales. — Önyargılar kişisel ilişkilere zarar verebilir.
el reto
meydan okuma, zorluk, hedefAprender un nuevo idioma es un gran reto personal. — Yeni bir dil öğrenmek büyük bir kişisel zorluktur.
el vínculo
bağ, bağlantıExiste un fuerte vínculo entre los dos países. — İki ülke arasında güçlü bir bağ vardır.
En definitiva, lo que importa es el resultado final.
Sonuç olarak, önemli olan nihai sonuçtur.En definitiva, lo que importa es el resultado final. — Sonuç olarak, önemli olan nihai sonuçtur.
exigir
talep etmek, istemek, gerektirmekEste trabajo exige mucha concentración y dedicación. — Bu iş çok fazla konsantrasyon ve özveri gerektiriyor.
fomentar
teşvik etmek, geliştirmek, desteklemekEl gobierno quiere fomentar el uso de energías renovables. — Hükümet yenilenebilir enerjilerin kullanımını teşvik etmek istiyor.
Fue entonces cuando me di cuenta de la verdad.
İşte o zaman gerçeği fark ettim.Fue entonces cuando me di cuenta de la verdad. — İşte o zaman gerçeği fark ettim.
Hay que tener en cuenta todos los factores posibles.
Mümkün olan tüm faktörleri göz önünde bulundurmak gerekiyor.Hay que tener en cuenta todos los factores posibles. — Mümkün olan tüm faktörleri göz önünde bulundurmak gerekiyor.
imprescindible
vazgeçilmez, zorunluEs imprescindible llevar el pasaporte para viajar al extranjero. — Yurt dışına seyahat etmek için pasaport taşımak zorunludur.
la brecha
uçurum, yarık, açıkLa brecha digital entre generaciones es cada vez mayor. — Nesiller arasındaki dijital uçurum giderek büyümektedir.
la carencia
eksiklik, yoksunlukLa carencia de recursos afecta a muchas familias. — Kaynak eksikliği pek çok aileyi etkiliyor.
la convivencia
bir arada yaşama, birlikte yaşamLa convivencia entre culturas distintas enriquece a la sociedad. — Farklı kültürlerin bir arada yaşaması toplumu zenginleştirir.
la escasez
kıtlık, yetersizlikLa escasez de agua es un problema global muy serio. — Su kıtlığı çok ciddi küresel bir sorundur.
la huella
iz, ayak izi, etkiDebemos reducir nuestra huella de carbono para proteger el planeta. — Gezegeni korumak için karbon ayak izimizi azaltmalıyız.
la incertidumbre
belirsizlik, kararsızlıkLa incertidumbre sobre el futuro le generaba mucha ansiedad. — Gelecekle ilgili belirsizlik ona büyük bir kaygı yaratıyordu.
la medida
önlem, ölçü, tedbirEl gobierno adoptó medidas urgentes para frenar la inflación. — Hükümet enflasyonu durdurmak için acil tedbirler aldı.
la perspectiva
perspektif, bakış açısıDesde su perspectiva, el problema era completamente diferente. — Onun bakış açısından sorun tamamen farklıydı.
la tendencia
eğilim, trendExiste una tendencia creciente hacia el trabajo remoto. — Uzaktan çalışmaya doğru artan bir eğilim var.
Lo que más me sorprendió fue su actitud.
Beni en çok şaşırtan onun tutumuydu.Lo que más me sorprendió fue su actitud. — Beni en çok şaşırtan onun tutumuydu.
Me arrepiento de no haber estudiado más.
Daha fazla çalışmadığım için pişmanım.Me arrepiento de no haber estudiado más. — Daha fazla çalışmadığım için pişmanım.
Me cuesta trabajo concentrarme cuando hay ruido.
Gürültü olduğunda konsantre olmakta zorlanıyorum.Me cuesta trabajo concentrarme cuando hay ruido. — Gürültü olduğunda konsantre olmakta zorlanıyorum.
Ni siquiera me llamó para avisarme.
Beni uyarmak için bile aramadı.Ni siquiera me llamó para avisarme. — Beni uyarmak için bile aramadı.
No me di cuenta de lo tarde que era.
Ne kadar geç olduğunu fark etmedim.No me di cuenta de lo tarde que era. — Ne kadar geç olduğunu fark etmedim.
plantear
ortaya koymak, önermek, gündeme getirmekEl director planteó una nueva estrategia para el equipo. — Direktör ekip için yeni bir strateji önerdi.
Por mucho que lo intentes, no lo conseguirás solo.
Ne kadar çok denersen dene, onu yalnız başaramazsın.Por mucho que lo intentes, no lo conseguirás solo. — Ne kadar çok denersen dene, onu yalnız başaramazsın.
prescindir
vazgeçmek, görmezden gelmekNo podemos prescindir de la tecnología en nuestra vida diaria. — Günlük hayatımızda teknolojiden vazgeçemeyiz.
prevenir
önlemek, önlem almakEs mejor prevenir una enfermedad que curarla. — Bir hastalığı tedavi etmekten çok önlemek daha iyidir.
reconocer
tanımak, kabul etmekNo pude reconocerle después de tantos años. — Bu kadar yılın ardından onu tanıyamadım.
renunciar
vazgeçmek, istifa etmekDecidió renunciar a su puesto de trabajo para viajar. — Seyahat etmek için işinden ayrılmaya karar verdi.
repercutir
yansımak, etkilemek, sonuç doğurmakLa crisis económica repercutió en todos los sectores. — Ekonomik kriz tüm sektörleri etkiledi.
Se da por sentado que todos conocen las reglas.
Herkesin kuralları bildiği varsayılmaktadır.Se da por sentado que todos conocen las reglas. — Herkesin kuralları bildiği varsayılmaktadır.
Según los expertos, la situación podría mejorar pronto.
Uzmanlara göre durum yakında düzelebilir.Según los expertos, la situación podría mejorar pronto. — Uzmanlara göre durum yakında düzelebilir.
Sin embargo, no todo es tan sencillo como parece.
Ancak her şey göründüğü kadar basit değil.Sin embargo, no todo es tan sencillo como parece. — Ancak her şey göründüğü kadar basit değil.
superar
aşmak, üstesinden gelmekLogró superar todos los obstáculos con esfuerzo. — Çabayla tüm engellerin üstesinden gelmeyi başardı.