İngilizce en çok kullanılan kelimeler

Seviyeye göre İngilizce kelimeler: anlamları, örnek cümleleri ve telaffuzlarıyla A1'den C2'ye. Ücretsiz, kayıt gerekmez — kelime kartlarıyla da çalışabilirsiniz.

Seviye A1

apple
elmaI eat an apple every morning. — Her sabah bir elma yerim.
be
olmakI want to be happy. — Mutlu olmak istiyorum.
big
büyükThe elephant is very big. — Fil çok büyük.
book
kitapThis book is interesting. — Bu kitap ilginç.
bread
ekmekI buy bread daily. — Her gün ekmek alırım.
bring
getirmekBring your book tomorrow. — Yarın kitabını getir.
buy
satın almakWe buy groceries. — Market alışverişi yaparız.
Can I have water?
Su alabilir miyim?Can I have water, please? — Su alabilir miyim, lütfen?
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?Can you help me? I am lost. — Bana yardım edebilir misin? Kayboldum.
Can you help?
Yardım edebilir misiniz?Can you help me with this? — Bununla bana yardım edebilir misin?
Can you repeat?
tekrarlayabilir misiniz?Sorry, can you repeat? — Üzgünüm, tekrarlayabilir misiniz?
car
arabaMy father has a red car. — Babamın kırmızı bir arabası var.
cat
kediThe cat is small. — Kedi küçük.
chair
sandalyePlease sit on the chair. — Lütfen sandalyeye oturun.
city
şehirLondon is a very big city. — Londra çok büyük bir şehir.
clean
temizlemekI clean my room. — Odamı temizlerim.
close
kapamakClose the door, please. — Kapıyı kapat, lütfen.
cold
soğukThe water is very cold. — Su çok soğuk.
cook
pişirmekShe cooks dinner. — Akşam yemeği pişirir.
day
günToday is a beautiful day. — Bugün güzel bir gün.
Do you speak English?
İngilizce konuşuyor musunuz?Do you speak English? — İngilizce konuşuyor musunuz?
Do you understand?
Anlıyor musun?Do you understand the lesson? — Dersi anlıyor musun?
dog
köpekI have a dog. — Bir köpeğim var.
drink
içmekI drink coffee in the morning. — Sabahları kahve içerim.
eat
yemek yemekI eat bread in the morning. — Sabahları ekmek yerim.
family
aileMy family is big. — Ailem büyük.
father
babaMy father works in an office. — Babam bir ofiste çalışır.
find
bulmakFind the key, please. — Lütfen anahtarı bul.
friend
arkadaşShe is my best friend. — O benim en iyi arkadaşım.
garden
bahçeWe work in the garden. — Bahçede çalışıyoruz.
go
gitmekI go to school every day. — Her gün okula giderim.
good morning
günaydınGood morning, everyone! — Günaydın, herkese!
Good morning!
Günaydın!Good morning! How are you? — Günaydın! Nasılsın?
happy
mutluI am happy today. — Bugün mutluyum.
hate
nefret etmekShe hates noise. — Gürültüden nefret eder.
have
sahip olmakI have two sisters. — İki kız kardeşim var.
He lives here.
O burada yaşıyor.He lives here in this house. — Bu evde yaşıyor.
hello
merhabaHello, my name is Anna. — Merhaba, benim adım Anna.
help
yardım etmekCan you help me? — Bana yardım edebilir misin?
hot
sıcakIt is very hot today. — Bugün çok sıcak.
house
evMy house is big. — Benim evim büyük.
How are you?
Nasılsın?How are you? I am fine, thanks. — Nasılsın? İyiyim, teşekkürler.
How much does it cost?
Ne kadar?How much does it cost? It is five euros. — Ne kadar? Beş euro.
How much?
kaç para?How much is this shirt? — Bu gömlek kaç para?
I am fine
iyiyimThanks for asking, I am fine. — Sorduğun için teşekkürler, iyiyim.
I am from...
...den geliyorumI am from Turkey. — Türkiye'den geliyorum.
I am happy.
Mutluyum.I am happy today. — Bugün mutluyum.
I am hungry.
Açım.I am hungry. Can I have some food? — Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim?
I am tired.
Yorgunum.I am tired. I want to sleep. — Yorgunum. Uyumak istiyorum.
I don’t know
bilmiyorumI don’t know the answer. — Cevabı bilmiyorum.
I don’t understand
anlamıyorumSorry, I don’t understand. — Üzgünüm, anlamıyorum.
I don't understand.
Anlamıyorum.I don't understand. Can you repeat that? — Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin?
I like coffee.
Kahveyi severim.I like coffee in the morning. — Sabahları kahveyi severim.
I live in Istanbul.
İstanbul'da yaşıyorum.I live in Istanbul. It is a big city. — İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir.
I need a taxi
bir taksiye ihtiyacım varI need a taxi to the airport. — Havaalanına bir taksiye ihtiyacım var.
I need water.
Suya ihtiyacım var.I need water after the run. — Koşudan sonra suya ihtiyacım var.
I understand
anlıyorumYes, I understand. — Evet, anlıyorum.
I will call you.
Seni arayacağım.I will call you tomorrow. — Yarın seni arayacağım.
I would like a coffee, please.
Bir kahve istiyorum, lütfen.I would like a coffee, please. With milk. — Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü.
It is cold today.
Bugün soğuk.It is cold today, wear a coat. — Bugün soğuk, bir ceket giy.

Seviye A2

agree
katılmak / razı olmakI agree with your idea. — Fikrinize katılıyorum.
airport
havalimanıWe need to go to the airport early. — Havalimanına erken gitmemiz gerekiyor.
appointment
randevuI have a doctor's appointment tomorrow. — Yarın doktor randevum var.
bedroom
yatak odasıMy bedroom is small but comfortable. — Yatak odam küçük ama rahat.
borrow
ödünç almakCan I borrow your pen? — Kalemini ödünç alabilir miyim?
buy
satın almakI want to buy a new phone. — Yeni bir telefon satın almak istiyorum.
Can I have the check, please?
Hesabı alabilir miyim, lütfen?We are finished, can I have the check, please? — Bitirdik, hesabı alabilir miyim, lütfen?
Can I pay by card?
Kartla ödeyebilir miyim?Can I pay by card or only cash? — Kartla ödeyebilir miyim yoksa sadece nakit mi?
Can I try this on?
Bunu deneyebilir miyim?Can I try this dress on? — Bu elbiseyi deneyebilir miyim?
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?Can you help me carry this bag? — Bu çantayı taşımama yardım edebilir misin?
Can you repeat that, please?
Lütfen tekrar eder misiniz?I didn't hear you. Can you repeat that, please? — Seni duymadım. Lütfen tekrar eder misin?
Can you show me the menu?
Bana menüyü gösterebilir misiniz?Before ordering, can you show me the menu? — Sipariş vermeden önce, menüyü bana gösterebilir misiniz?
choose
seçmekPlease choose a color you like. — Lütfen sevdiğin bir renk seç.
compare
karşılaştırmakLet's compare the prices of these two products. — Bu iki ürünün fiyatlarını karşılaştıralım.
Could you speak slower?
Daha yavaş konuşabilir misiniz?I don't understand. Could you speak slower? — Anlamıyorum. Daha yavaş konuşabilir misiniz?
countryside
kırsal alanI love walking in the countryside. — Kırsal alanda yürümeyi seviyorum.
dinner
akşam yemeğiWe have dinner at seven o'clock. — Akşam yemeğini saat yedide yeriz.
Do you have any siblings?
Kardeşiniz var mı?Do you have any siblings? — Kardeşiniz var mı?
Do you like coffee or tea?
Kahve mi çay mı seversiniz?Do you like coffee or tea in the morning? — Sabahları kahve mi çay mı seversiniz?
Do you need any help?
Yardıma ihtiyacın var mı?You seem lost, do you need any help? — Kayıp gibi görünüyorsun, yardıma ihtiyacın var mı?
environment
çevreWe must protect the environment. — Çevreyi korumalıyız.
exercise
egzersiz yapmakHe exercises every morning. — O her sabah egzersiz yapar.
experience
deneyimHe has a lot of work experience. — Onun çok fazla iş deneyimi var.
explain
açıklamakCan you explain this word to me? — Bu kelimeyi bana açıklayabilir misin?
family
aileMy family is very big. — Benim ailem çok büyük.
friend
arkadaşShe is my best friend. — O benim en iyi arkadaşım.
How do I get to the station?
İstasyona nasıl gidebilirim?Excuse me, how do I get to the station? — Affedersiniz, istasyona nasıl gidebilirim?
How far is the library?
Kütüphane ne kadar uzakta?How far is the library from here? — Buradan kütüphane ne kadar uzakta?
How much does it cost?
Bu ne kadar?How much does it cost? I want to buy one. — Bu ne kadar? Bir tane almak istiyorum.
I am hungry.
Acıktım.I am hungry. Can we eat now? — Acıktım. Şimdi yiyebilir miyiz?
I am looking for a job.
İş arıyorum.I am looking for a job in marketing. — Pazarlama alanında iş arıyorum.
I don't understand.
Anlamıyorum.I don't understand. Can you say it again? — Anlamıyorum. Tekrar söyleyebilir misin?
I forgot my keys.
Anahtarlarımı unuttum.I forgot my keys, can you let me in? — Anahtarlarımı unuttum, içeri alabilir misin?
I have a reservation.
Bir rezervasyonum var.I have a reservation for two at 7 pm. — Saat 19:00'da iki kişilik bir rezervasyonum var.
I haven't decided yet.
Henüz karar vermedim.Which one do you want? I haven't decided yet. — Hangisini istiyorsun? Henüz karar vermedim.
I need a doctor.
Bir doktora ihtiyacım var.I feel sick. I need a doctor. — Kendimi hasta hissediyorum. Bir doktora ihtiyacım var.
I need some water.
Biraz suya ihtiyacım var.I need some water after the run. — Koşudan sonra biraz suya ihtiyacım var.
I will call you later.
Seni sonra arayacağım.I'm busy now, I will call you later. — Şu anda meşgulüm, seni sonra arayacağım.
I would like a coffee, please.
Bir kahve alabilir miyim, lütfen?I would like a coffee, please. — Bir kahve alabilir miyim, lütfen?
I would like a table for two.
İki kişilik bir masa istiyorum.Good evening. I would like a table for two. — İyi akşamlar. İki kişilik bir masa istiyorum.
I'm sorry I'm late.
Geç kaldığım için özür dilerim.I'm sorry I'm late. The traffic was terrible. — Geç kaldığım için özür dilerim. Trafik çok kötüydü.
improve
geliştirmekI want to improve my English skills. — İngilizce becerilerimi geliştirmek istiyorum.
invitation
davetI received an invitation to the party. — Partiye bir davet aldım.
It's too expensive.
Bu çok pahalı.I like it, but it's too expensive. — Beğendim ama çok pahalı.
kitchen
mutfakShe is cooking in the kitchen. — O mutfakta yemek pişiriyor.
learn
öğrenmekI am learning English every day. — Her gün İngilizce öğreniyorum.
manager
müdürThe manager is in a meeting now. — Müdür şu an bir toplantıda.
market
pazar / marketI go to the market every Saturday. — Her cumartesi markete gidiyorum.
medicine
ilaçYou should take this medicine twice a day. — Bu ilacı günde iki kez almalısın.
My phone battery is low.
Telefonumun bataryası düşük.I need to charge it, my phone battery is low. — Şarj etmem gerekiyor, telefonumun bataryası düşük.
neighborhood
mahalleI live in a quiet neighborhood. — Sakin bir mahallede yaşıyorum.
prefer
tercih etmekI prefer tea over coffee. — Kahveye karşı çayı tercih ederim.
refuse
reddetmekShe refused to answer the question. — Soruyu cevaplamayı reddetti.
remember
hatırlamakI can't remember his name. — Onun adını hatırlayamıyorum.
responsible
sorumluYou are responsible for your own work. — Kendi işinden sorumlusun.
schedule
program / takvimMy schedule is very busy this week. — Bu hafta programım çok yoğun.
school
okulThe school starts at eight in the morning. — Okul sabah sekizde başlar.
She looks tired.
O yorgun görünüyor.She looks tired. She worked all day. — O yorgun görünüyor. Bütün gün çalıştı.
spend
harcamak / geçirmekI like to spend time with my family. — Ailемle vakit geçirmeyi seviyorum.
suggest
önermekWhat do you suggest for dinner? — Akşam yemeği için ne önerirsin?

Seviye B1

achieve
başarmakShe worked hard to achieve her goals. — Hedeflerine ulaşmak için çok çalıştı.
achievement
başarıShe celebrated her achievement with friends. — O, başarısını arkadaşlarıyla kutladı.
adventure
maceraThey went on an adventure in the mountains. — Dağlarda bir maceraya çıktılar.
afford
karşılayabilmek / gücü yetmekI can't afford to buy a new car right now. — Şu an yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor.
ambitious
hırslı / azimliHe is very ambitious and wants to become a doctor. — Çok hırslı ve doktor olmak istiyor.
approximately
yaklaşık olarakThe journey takes approximately three hours. — Yolculuk yaklaşık üç saat sürer.
As far as I know, the event is cancelled.
Bildiğim kadarıyla etkinlik iptal edildi.As far as I know, the event is cancelled due to rain. — Bildiğim kadarıyla etkinlik yağmur nedeniyle iptal edildi.
avoid
kaçınmakTry to avoid eating too much sugar. — Çok fazla şeker yemekten kaçınmaya çalış.
behaviour
davranışThe teacher praised the student's good behaviour. — Öğretmen öğrencinin iyi davranışını övdü.
borrow
ödünç almakCan I borrow your pen for a moment? — Kaleminizi bir anlığına ödünç alabilir miyim?
budget
bütçeWe need to stick to our budget this month. — Bu ay bütçemize sadık kalmamız gerekiyor.
Can you help me with this?
Bununla ilgili bana yardım edebilir misin?Can you help me with this math problem? — Bu matematik problemiyle ilgili bana yardım edebilir misin?
candidate
adayShe is a strong candidate for the job. — O, iş için güçlü bir aday.
circumstances
koşullar / şartlarUnder these circumstances, we cannot continue the project. — Bu koşullar altında projeye devam edemeyiz.
comfortable
rahatThis sofa is very comfortable to sit on. — Bu kanepe oturmak için çok rahat.
complain
şikayet etmekHe always complains about the noise. — Her zaman gürültüden şikayet eder.
concentrate
odaklanmakIt's difficult to concentrate with so much noise. — Bu kadar gürültüyle odaklanmak zor.
consequence
sonuç / neticeThere are serious consequences for breaking the rules. — Kuralları çiğnemenin ciddi sonuçları var.
consider
düşünmek / göz önünde bulundurmakYou should consider all the options before choosing. — Seçim yapmadan önce tüm seçenekleri göz önünde bulundurmalısın.
deadline
son teslim tarihiWe must finish the project before the deadline. — Projeyi son teslim tarihinden önce bitirmeliyiz.
decide
karar vermekWe need to decide where to eat tonight. — Bu gece nerede yiyeceğimize karar vermemiz gerekiyor.
effort
çabaYour effort paid off. — Çaban sonuç verdi.
environment
çevreWe should protect the environment for future generations. — Gelecek nesiller için çevreyi korumalıyız.
experience
deneyimWorking abroad gave her a lot of experience. — Yurt dışında çalışmak ona çok deneyim kazandırdı.
feedback
geri bildirimI appreciate your feedback. — Geri bildiriminizi takdir ediyorum.
goal
hedefMy goal is to learn Spanish. — Hedefim İspanyolca öğrenmek.
grateful
minnettarI'm very grateful for your help. — Yardımın için çok minnettarım.
habit
alışkanlıkReading before bed is a good habit. — Yatmadan önce okumak iyi bir alışkanlık.
How long does it take to get there?
Oraya gitmek ne kadar sürer?How long does it take to get there by bus? — Otobüsle oraya gitmek ne kadar sürer?
I haven't made up my mind yet.
Henüz karar vermedim.I haven't made up my mind yet about which university to choose. — Hangi üniversiteyi seçeceğim konusunda henüz karar vermedim.
I'd like to make a reservation.
Rezervasyon yaptırmak istiyorum.I'd like to make a reservation for two people. — İki kişilik rezervasyon yaptırmak istiyorum.
I'd rather stay home tonight.
Bu gece evde kalmayı tercih ederim.I'd rather stay home tonight than go to the party. — Bu gece partiye gitmek yerine evde kalmayı tercih ederim.
I'm looking forward to seeing you.
Seni görmek için sabırsızlanıyorum.I'm looking forward to seeing you at the event. — Etkinlikte seni görmek için sabırsızlanıyorum.
I'm not sure about that.
Bu konuda emin değilim.I'm not sure about that decision. — Bu karar konusunda emin değilim.
I've been waiting for an hour.
Bir saattir bekliyorum.I've been waiting for an hour and nobody has come. — Bir saattir bekliyorum ve kimse gelmedi.
improve
geliştirmekHe wants to improve his English skills. — İngilizce becerilerini geliştirmek istiyor.
It depends on the weather.
Havaya bağlı.It depends on the weather whether we go hiking. — Yürüyüşe gidip gitmememiz havaya bağlı.
It seems like a good idea.
İyi bir fikir gibi görünüyor.It seems like a good idea to leave early. — Erken ayrılmak iyi bir fikir gibi görünüyor.
It's worth trying.
Denemeye değer.The new restaurant is expensive, but it's worth trying. — Yeni restoran pahalı ama denemeye değer.
knowledge
bilgiHer knowledge of history is impressive. — Tarih bilgisi etkileyici.
lesson
dersToday's lesson is about grammar. — Bugünkü ders dilbilgisi hakkında.
maintain
sürdürmek / korumakIt's important to maintain a healthy lifestyle. — Sağlıklı bir yaşam tarzını sürdürmek önemlidir.
manage
yönetmek / başarmakDid you manage to finish the report on time? — Raporu zamanında bitirmeyi başardın mı?
method
yöntemThis method works well for me. — Bu yöntem benim için iyi çalışıyor.
negotiate
müzakere etmek / pazarlık yapmakThey had to negotiate the terms of the contract. — Sözleşmenin koşullarını müzakere etmek zorunda kaldılar.
opinion
görüşWhat's your opinion on this? — Bu konudaki görüşün nedir?
opportunity
fırsatThis job is a great opportunity for you. — Bu iş senin için harika bir fırsat.
overcome
üstesinden gelmekHe managed to overcome his fear of public speaking. — Topluluk önünde konuşma korkusunun üstesinden gelmeyi başardı.
patient
sabırlıYou need to be patient when learning a new language. — Yeni bir dil öğrenirken sabırlı olman gerekiyor.
persuade
ikna etmekShe tried to persuade him to come to the meeting. — Onu toplantıya gelmeye ikna etmeye çalıştı.
predict
tahmin etmekIt's hard to predict what the weather will be like. — Havanın nasıl olacağını tahmin etmek zor.
reliable
güvenilirShe is a reliable friend who always keeps her promises. — Her zaman sözünü tutan güvenilir bir arkadaş.
responsible
sorumluShe is responsible for managing the team. — Ekibi yönetmekten o sorumlu.
She tends to overreact.
Aşırı tepki verme eğiliminde.She tends to overreact when things go wrong. — İşler yanlış gittiğinde aşırı tepki verme eğiliminde.
solution
çözümWe need to find a solution to this problem quickly. — Bu soruna hızlıca bir çözüm bulmamız gerekiyor.
suggest
önermekI suggest you take an umbrella today. — Bugün şemsiye almanızı öneririm.
That's not what I meant.
Demek istediğim bu değildi.That's not what I meant when I said it was okay. — Tamam dedğimde demek istediğim bu değildi.
There's no point in arguing about it.
Bu konuda tartışmanın bir anlamı yok.There's no point in arguing about it now that the decision has been made. — Karar verildiğine göre artık bu konuda tartışmanın bir anlamı yok.
What do you think about this idea?
Bu fikir hakkında ne düşünüyorsun?What do you think about this idea for the party? — Parti için bu fikir hakkında ne düşünüyorsun?
You should have told me earlier.
Bana daha önce söylemeliydin.You should have told me earlier about the change of plans. — Plan değişikliği hakkında bana daha önce söylemeliydin.

Seviye B2

acknowledge
kabul etmek, onaylamakShe refused to acknowledge her mistake in front of her colleagues. — İş arkadaşlarının önünde hatasını kabul etmeyi reddetti.
acquire
edinmekShe managed to acquire new skills during the workshop. — Atölye sırasında yeni beceriler edinmeyi başardı.
adapt
uyum sağlamak, adapte olmakChildren are usually able to adapt to new environments quickly. — Çocuklar genellikle yeni çevrelere hızla uyum sağlayabilirler.
allocate
tahsis etmek, ayırmakThe government decided to allocate more funds to public healthcare. — Hükümet, kamu sağlığına daha fazla fon tahsis etmeye karar verdi.
Although he studied hard, he failed the exam.
Çok çalışmasına rağmen sınavda başarısız oldu.Although he studied hard all week, he failed the exam. — Bütün hafta çok çalışmasına rağmen sınavda başarısız oldu.
Although it was challenging, she enjoyed the experience.
Zorlayıcı olmasına rağmen, deneyimden keyif aldı.Although it was challenging, she enjoyed the experience. — Zorlayıcı olmasına rağmen, deneyimden keyif aldı.
ambitious
hırslı, azimliShe is an ambitious young professional who wants to lead a company. — O, bir şirketi yönetmek isteyen hırslı genç bir profesyonel.
anticipate
öngörmek, beklemekWe did not anticipate such a strong reaction from the public. — Halktan bu kadar güçlü bir tepki öngörmemiştik.
assumption
varsayım, kabulDo not make assumptions about people based on their appearance. — İnsanlar hakkında görünüşlerine göre varsayımlarda bulunmayın.
bias
önyargı, yanlılıkJournalists should report the news without any personal bias. — Gazeteciler haberleri herhangi bir kişisel önyargı olmaksızın aktarmalıdır.
By the time she arrived, the meeting had already ended.
O geldiğinde toplantı çoktan bitmişti.By the time she arrived at the office, the meeting had already ended. — Ofise geldiğinde toplantı çoktan bitmişti.
clarify
açıklığa kavuşturmak, netleştirmekCould you clarify what you mean by that statement? — Bu ifadeyle ne demek istediğinizi açıklığa kavuşturabilir misiniz?
conceited
kendini beğenmiş, kibirliNobody likes to work with a conceited colleague who never listens. — Hiç kimse hiç dinlemeyen kendini beğenmiş bir meslektaşıyla çalışmak istemez.
confront
yüzleşmek, karşı karşıya gelmekIt is difficult to confront someone you care about with the truth. — Önem verdiğin biriyle gerçekle yüzleşmek zordur.
consequence
sonuç, neticeEvery decision has its consequences, good or bad. — Her kararın, iyi ya da kötü, sonuçları vardır.
contradict
çelişmek, karşı çıkmakHis actions often contradict what he says in public. — Eylemleri çoğunlukla kamuoyunda söyledikleriyle çelişir.
contribute
katkıda bulunmakEveryone can contribute to protecting the environment in small ways. — Herkes küçük yollarla çevreyi korumaya katkıda bulunabilir.
controversy
tartışma, anlaşmazlıkThe new law caused a lot of controversy among citizens. — Yeni yasa, vatandaşlar arasında büyük bir tartışmaya neden oldu.
Despite the heavy rain, the match continued.
Yoğun yağmura rağmen maç devam etti.Despite the heavy rain, the match continued without any delays. — Yoğun yağmura rağmen maç herhangi bir gecikme olmaksızın devam etti.
Despite the high costs, the investment proved profitable.
Yüksek maliyetlere rağmen, yatırım karlı çıktı.Despite the high costs, the investment proved profitable. — Yüksek maliyetlere rağmen, yatırım karlı çıktı.
Despite the traffic, we arrived on time.
Trafiğe rağmen zamanında vardık.Despite the traffic, we arrived on time. — Trafiğe rağmen zamanında vardık.
determine
belirlemekWe need to determine the best course of action. — En iyi hareket planını belirlememiz gerekiyor.
dispute
anlaşmazlık, tartışmaThe two countries resolved their border dispute through diplomacy. — İki ülke, sınır anlaşmazlıklarını diplomasi yoluyla çözdü.
distinguish
ayırt etmek, fark etmekCan you distinguish between these two very similar colours? — Bu çok benzer iki rengi birbirinden ayırt edebiliyor musun?
efficient
verimli, etkinAn efficient worker completes tasks quickly without wasting resources. — Verimli bir çalışan, kaynakları boşa harcamadan görevleri hızlıca tamamlar.
emphasize
vurgulamakThe doctor emphasized the importance of a balanced diet. — Doktor, dengeli beslenmenin önemini vurguladı.
enhance
artırmakThe new software will enhance the system's performance. — Yeni yazılım sistemin performansını artıracak.
ethical
etik, ahlakiCompanies have an ethical responsibility towards their employees. — Şirketlerin çalışanlarına karşı etik sorumlulukları vardır.
evaluate
değerlendirmekThe teacher will evaluate your performance at the end of the semester. — Öğretmen, dönem sonunda performansınızı değerlendirecek.
exceed
aşmakThe final cost exceeded our initial estimate. — Son maliyet ilk tahminimizi aştı.
exhibit
sergilemekThe museum will exhibit ancient artifacts next month. — Müze, önümüzdeki ay eski eserleri sergileyecek.
facilitate
kolaylaştırmakThe new policy will facilitate international trade. — Yeni politika uluslararası ticareti kolaylaştıracak.
fundamental
temel, esaslıFreedom of speech is a fundamental right in democratic societies. — İfade özgürlüğü, demokratik toplumlarda temel bir haktır.
He apologized for the misunderstanding.
Yanlış anlaşılma için özür diledi.He apologized for the misunderstanding. — Yanlış anlaşılma için özür diledi.
He rarely complains about his workload.
İş yükünden nadiren şikayet eder.He rarely complains about his workload. — İş yükünden nadiren şikayet eder.
He tends to overreact in stressful situations.
Stresli durumlarda aşırı tepki verme eğiliminde.He tends to overreact in stressful situations and upset others. — Stresli durumlarda aşırı tepki verme ve başkalarını üzme eğiliminde.
I would rather stay home than go out in this cold weather.
Bu soğuk havada dışarı çıkmaktansa evde kalmayı tercih ederim.I would rather stay home than go out in this cold weather tonight. — Bu soğuk havada bu gece dışarı çıkmaktansa evde kalmayı tercih ederim.
If you practice regularly, your skills will improve.
Düzenli çalışırsan, becerilerin gelişecek.If you practice regularly, your skills will improve. — Düzenli çalışırsan, becerilerin gelişecek.
implement
uygulamakThe company plans to implement the new system next quarter. — Şirket, yeni sistemi önümüzdeki çeyrekte uygulamayı planlıyor.
imply
ima etmek, kastetmekWhat exactly are you trying to imply with that comment? — Bu yorumla tam olarak ne ima etmeye çalışıyorsunuz?
inevitable
kaçınılmazChange is inevitable in a rapidly developing world. — Hızla gelişen bir dünyada değişim kaçınılmazdır.
insight
içgörü, kavrayışThe book provides valuable insights into human behaviour. — Kitap, insan davranışına dair değerli içgörüler sunuyor.
It came as no surprise that she won the award.
Ödülü kazanması hiç şaşırtıcı olmadı.It came as no surprise that she won the award for best performance. — En iyi performans ödülünü kazanması hiç şaşırtıcı olmadı.
It is worth considering all options before making a decision.
Karar vermeden önce tüm seçenekleri düşünmeye değer.It is worth considering all options before making a final decision. — Nihai bir karar vermeden önce tüm seçenekleri düşünmeye değer.
justify
gerekçelendirmekCan you justify the increase in prices? — Fiyat artışını gerekçelendirebilir misiniz?
negotiate
müzakere etmek, pazarlık yapmakThey had to negotiate the terms of the contract carefully. — Sözleşmenin koşullarını dikkatlice müzakere etmek zorunda kaldılar.
objective
tarafsız; hedef, amaçA good judge must remain objective throughout the entire trial. — İyi bir yargıç, tüm yargılama boyunca tarafsız kalmalıdır.
overcome
üstesinden gelmekShe had to overcome many obstacles to finish the marathon. — Maratonu bitirmek için birçok engelin üstesinden gelmek zorunda kaldı.
persist
ısrar etmekDespite setbacks, he continued to persist with his research. — Zorluklara rağmen, araştırmasına ısrar etmeye devam etti.
persuade
ikna etmekIt took hours to persuade him to change his mind. — Onu fikrini değiştirmeye ikna etmek saatler aldı.
phenomenon
fenomen, olguClimate change is a global phenomenon that affects every country. — İklim değişikliği, her ülkeyi etkileyen küresel birolgudur.
preserve
korumak, muhafaza etmekWe must preserve historical buildings for future generations. — Tarihi binaları gelecek nesiller için korumalıyız.
reconsider
yeniden düşünmekShe decided to reconsider her decision after hearing new evidence. — Yeni kanıtları duyduktan sonra kararını yeniden düşünmeye karar verdi.
reliable
güvenilirYou need a reliable internet connection for online meetings. — Çevrimiçi toplantılar için güvenilir bir internet bağlantısına ihtiyacınız var.
resemble
benzemekThe twins closely resemble each other. — İkizler birbirine çok benziyor.
restrict
kısıtlamak, sınırlamakThe new regulations restrict the amount of sugar in processed food. — Yeni düzenlemeler, işlenmiş gıdalardaki şeker miktarını kısıtlıyor.
reveal
ortaya çıkarmakThe investigation will reveal the true cause of the accident. — Soruşturma kazanın gerçek nedenini ortaya çıkaracak.
She had no idea what was waiting for her around the corner.
Köşede onu neyin beklediğinin hiç farkında değildi.She had absolutely no idea what was waiting for her around the corner. — Köşede onu neyin beklediğinin kesinlikle hiç farkında değildi.
She managed to finish the report before the deadline.
Raporu teslim tarihinden önce bitirmeyi başardı.She managed to finish the report before the deadline. — Raporu teslim tarihinden önce bitirmeyi başardı.
She managed to stay calm under pressure.
Baskı altında sakin kalmayı başardı.She managed to stay calm under pressure during the entire presentation. — Sunum boyunca baskı altında sakin kalmayı başardı.

Seviye C1

Despite the setbacks, the project progressed steadily.
Geri adımlara rağmen proje istikrarlı bir şekilde ilerledi.Despite the setbacks, the project progressed steadily. — Geri adımlara rağmen proje istikrarlı bir şekilde ilerledi.
He managed to keep his composure despite the chaos.
Kaosa rağmen soğukkanlılığını korumayı başardı.He managed to keep his composure despite the chaos. — Kaosa rağmen soğukkanlılığını korumayı başardı.
His argument lacked substantive evidence.
Argümanının somut kanıtı eksikti.His argument lacked substantive evidence. — Argümanının somut kanıtı eksikti.
His remarks were met with skepticism.
Sözleri şüpheyle karşılandı.His remarks were met with skepticism. — Sözleri şüpheyle karşılandı.
She has a penchant for solving complex puzzles.
Karmaşık bulmacaları çözmeye eğilimi var.She has a penchant for solving complex puzzles. — Karmaşık bulmacaları çözmeye eğilimi var.
She navigated the intricate legal framework with ease.
Karmaşık yasal çerçeveyi kolayca yönetti.She navigated the intricate legal framework with ease. — Karmaşık yasal çerçeveyi kolayca yönetti.
She was under the weather, so she stayed home.
Kendini iyi hissetmediği için evde kaldı.She was under the weather, so she stayed home. — Kendini iyi hissetmediği için evde kaldı.
The conference was postponed due to unforeseen circumstances.
Beklenmeyen durumlar nedeniyle konferans ertelendi.The conference was postponed due to unforeseen circumstances. — Beklenmeyen durumlar nedeniyle konferans ertelendi.
The novel explores themes of identity and alienation.
Roman, kimlik ve yabancılaşma temalarını inceliyor.The novel explores themes of identity and alienation. — Roman, kimlik ve yabancılaşma temalarını inceliyor.
The proposal was met with unanimous approval.
Teklif, oybirliğiyle onaylandı.The proposal was met with unanimous approval. — Teklif, oybirliğiyle onaylandı.
The results were inconclusive, requiring further investigation.
Sonuçlar kesin olmadı, daha fazla araştırma gerekiyor.The results were inconclusive, requiring further investigation. — Sonuçlar kesin olmadı, daha fazla araştırma gerekiyor.
The team rallied together to meet the deadline.
Takım, son teslim tarihine yetişmek için bir araya geldi.The team rallied together to meet the deadline. — Takım, son teslim tarihine yetişmek için bir araya geldi.
to ameliorate
iyileştirmekThe medication helped ameliorate her symptoms. — İlaç, semptomlarını iyileştirmeye yardımcı oldu.
to circumvent
çevrelemek, atlatmakThey tried to circumvent the regulations by finding loopholes. — Kuralları, boşlukları bularak atlatmaya çalıştılar.
to delineate
çizmek, belirlemekThe map delineates the borders of the park. — Harita, parkın sınırlarını çizer.
to elucidate
açıklığa kavuşturmakThe professor tried to elucidate the complex theory for the students. — Profesör, karmaşık teoriyi öğrenciler için açıklığa kavuşturmaya çalıştı.
to encapsulate
özetlemekThe introduction encapsulates the main arguments of the paper. — Giriş, makalenin ana argümanlarını özetliyor.
to exacerbate
kötüleştirmekIgnoring the problem will only exacerbate it. — Sorunu görmezden gelmek, sadece onu kötüleştirecek.
to galvanize
canlandırmakHer speech galvanized the crowd into action. — Konuşması, kalabalığı harekete geçmeye canlandırdı.
to juxtapose
yan yana koymakThe artist juxtaposes bright colors with dark shadows. — Sanatçı, parlak renkleri koyu gölgelerle yan yana koyar.
to mitigate
hafifletmekThe new policies aim to mitigate the impact of climate change. — Yeni politikalar, iklim değişikliğinin etkisini hafifletmeyi amaçlıyor.
to obfuscate
karıştırmakThe technical jargon only serves to obfuscate the issue. — Teknik jargon, sadece konuyu karıştırıyor.
to prognosticate
öngörmekEconomists prognosticate a modest growth next year. — Ekonomistler, gelecek yıl modest bir büyüme öngörüyorlar.
to scrutinize
incelemekThe auditor will scrutinize every expense report. — Denetçi, her harcama raporunu inceleyecek.
to vindicate
haklı çıkarmakNew evidence will vindicate the accused. — Yeni kanıtlar, suçluyu haklı çıkaracak.