- أعتقد أن هذا القرار كان خاطئاً من البداية.
- Bu kararın başından beri yanlış olduğuna inanıyorum.أعتقد أن هذا القرار كان خاطئاً من البداية. — Bu kararın başından beri yanlış olduğuna inanıyorum.
- الآلية
- mekanizma, yöntemوضعت المنظمة آلية فعّالة لحل النزاعات. — Örgüt anlaşmazlıkları çözmek için etkili bir mekanizma oluşturdu.
- الإجراء
- prosedür, işlem, tedbirاتخذت الحكومة إجراءات صارمة لمكافحة الفساد. — Hükümet yolsuzlukla mücadele için sıkı tedbirler aldı.
- الإطار
- çerçeveيجب وضع إطار قانوني واضح لتنظيم هذه المسألة. — Bu konuyu düzenlemek için açık bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır.
- الاستثمار
- yatırımزاد الاستثمار الأجنبي في البلاد. — Ülkedeki yabancı yatırım arttı.
- الاستدامة
- sürdürülebilirlikتهتم الدول المتقدمة بمبادئ الاستدامة البيئية. — Gelişmiş ülkeler çevresel sürdürülebilirlik ilkelerine önem veriyor.
- الانعكاسات
- yansımalar, etkileriللأزمة الاقتصادية انعكاسات سلبية على قطاع التوظيف. — Ekonomik krizin istihdam sektörü üzerinde olumsuz yansımaları var.
- البنية التحتية
- altyapıتحتاج المدينة إلى تطوير بنيتها التحتية. — Şehrin altyapısını geliştirmesi gerekiyor.
- التحديات التي نواجهها تتطلب حلولاً مبتكرة.
- Karşılaştığımız zorluklar yenilikçi çözümler gerektiriyor.التحديات التي نواجهها تتطلب حلولاً مبتكرة. — Karşılaştığımız zorluklar yenilikçi çözümler gerektiriyor.
- التداعيات
- yansımalar, sonuçlar, etkileriلهذا الحادث تداعيات خطيرة على مستقبل المنطقة. — Bu olayın bölgenin geleceği üzerinde ciddi yansımaları var.
- التوجه
- eğilim, yönelimهناك توجه متزايد نحو استخدام الطاقة المتجددة. — Yenilenebilir enerji kullanımına doğru artan bir eğilim var.
- الحوكمة
- yönetişimتعتمد الدول الناجحة على مبادئ الحوكمة الرشيدة. — Başarılı ülkeler iyi yönetişim ilkelerine dayanır.
- الرفاهية
- refah, esenlikتسعى الحكومة إلى تحسين رفاهية المواطنين. — Hükümet vatandaşların refahını iyileştirmeye çalışıyor.
- الظاهرة
- fenomen, olguتدرس الباحثة ظاهرة الهجرة في العالم العربي. — Araştırmacı, Arap dünyasındaki göç olgusunu inceliyor.
- الفجوة
- uçurum, boşluk, farkتتسع الفجوة بين الأغنياء والفقراء يوماً بعد يوم. — Zenginler ve fakirler arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor.
- المؤهلات
- nitelikler, yeterliliklerيشترط هذا المنصب مؤهلات علمية عالية. — Bu pozisyon yüksek akademik nitelikler gerektirmektedir.
- المبادرة
- girişim, inisiyatifأطلقت الحكومة مبادرة جديدة لدعم الشباب. — Hükümet gençleri desteklemek için yeni bir girişim başlattı.
- المساءلة
- hesap verebilirlik, hesap sormaالمساءلة ركيزة أساسية في أي نظام ديمقراطي سليم. — Hesap verebilirlik, sağlıklı bir demokratik sistemin temel direğidir.
- المصداقية
- güvenilirlik, inanılırlıkتعتمد الصحافة الجيدة على المصداقية والدقة. — İyi gazetecilik güvenilirlik ve doğruluğa dayanır.
- تبيّن لاحقاً أن التقارير الأولى كانت مضللة.
- Sonradan ilk raporların yanıltıcı olduğu ortaya çıktı.تبيّن لاحقاً أن التقارير الأولى كانت مضللة. — Sonradan ilk raporların yanıltıcı olduğu ortaya çıktı.
- على الرغم من ذلك، فإن الوضع لا يزال صعباً.
- Buna rağmen durum hâlâ zor.على الرغم من ذلك، فإن الوضع لا يزال صعباً. — Buna rağmen durum hâlâ zor.
- في نهاية المطاف، القرار يعود إليك أنت.
- Sonuçta karar sana ait.في نهاية المطاف، القرار يعود إليك أنت. — Sonuçta karar sana ait.
- لا أستطيع تحمّل هذه المسؤولية وحدي.
- Bu sorumluluğu tek başıma taşıyamam.لا أستطيع تحمّل هذه المسؤولية وحدي. — Bu sorumluluğu tek başıma taşıyamam.
- لقد أدركت متأخراً أهمية إدارة الوقت.
- Zaman yönetiminin önemini geç fark ettim.لقد أدركت متأخراً أهمية إدارة الوقت. — Zaman yönetiminin önemini geç fark ettim.
- ما الذي دفعك إلى اتخاذ هذا القرار؟
- Seni bu kararı almaya iten neydi?ما الذي دفعك إلى اتخاذ هذا القرار؟ — Seni bu kararı almaya iten neydi?
- ما كان يجب أن نتسرّع في اتخاذ القرار.
- Kararı almakta acele etmemeliydik.ما كان يجب أن نتسرّع في اتخاذ القرار. — Kararı almakta acele etmemeliydik.
- من المهم أن نأخذ بعين الاعتبار جميع العوامل.
- Tüm faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir.من المهم أن نأخذ بعين الاعتبار جميع العوامل. — Tüm faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir.
- نظراً للظروف الراهنة، تأجّل انعقاد المؤتمر.
- Mevcut koşullar nedeniyle konferansın toplanması ertelendi.نظراً للظروف الراهنة، تأجّل انعقاد المؤتمر. — Mevcut koşullar nedeniyle konferansın toplanması ertelendi.
- هل يمكنك أن تشرح لي هذه النقطة بالتفصيل؟
- Bu noktayı bana ayrıntılı olarak açıklayabilir misin?هل يمكنك أن تشرح لي هذه النقطة بالتفصيل؟ — Bu noktayı bana ayrıntılı olarak açıklayabilir misin?
- وجهة النظر
- bakış açısı, görüşأحترم وجهة نظرك، لكنني لا أوافقك الرأي. — Bakış açına saygı duyuyorum ama sana katılmıyorum.
- يُؤثِّر في
- etkilemekيؤثّر التلوث البيئي في صحة السكان بشكل مباشر. — Çevre kirliliği halkın sağlığını doğrudan etkiliyor.
- يُبالِغ
- abartmakيبالغ وسائل الإعلام أحياناً في تصوير الأحداث. — Medya zaman zaman olayları tasvir etmede abartıyor.
- يَتبنَّى
- benimsemek, sahiplenmekتبنّت الشركة سياسة جديدة لدعم العمل عن بُعد. — Şirket uzaktan çalışmayı desteklemek için yeni bir politika benimsedi.
- يَتجاوز
- aşmak, geçmekتجاوز عدد المشاركين في المؤتمر ألف شخص. — Konferansa katılanların sayısı bin kişiyi aştı.
- يَتسم بـ
- ile karakterize olmak, -la belirginleşmekيتسم أسلوبه في الكتابة بالدقة والوضوح. — Yazı stili kesinlik ve netlikle öne çıkıyor.
- يَتضمَّن
- içermek, kapsamakيتضمّن العقد بنوداً تفصيلية حول حقوق الطرفين. — Sözleşme her iki tarafın haklarına ilişkin ayrıntılı maddeler içeriyor.
- يَتعامل مع
- başa çıkmak, uğraşmakيجب أن نتعامل مع هذه المشكلة بجدية. — Bu sorunla ciddiyetle başa çıkmalıyız.
- يجب أن تكون صادقاً في تقديم المعلومات.
- Bilgi sunarken dürüst olmalısın.يجب أن تكون صادقاً في تقديم المعلومات. — Bilgi sunarken dürüst olmalısın.
- يُحقِّق
- başarmak, gerçekleştirmekحقّقت الشركة أرباحاً ضخمة هذا العام. — Şirket bu yıl büyük kârlar elde etti.
- يُرسِّخ
- pekiştirmek, sağlamlaştırmakيرسّخ التعليم الجيد قيم المواطنة في نفوس الأجيال. — İyi eğitim nesillerin zihninde vatandaşlık değerlerini pekiştirir.
- يَستنتج
- sonuç çıkarmak, çıkarım yapmakاستنتج العلماء أن التغير المناخي يتسارع. — Bilim insanları iklim değişikliğinin hızlandığı sonucuna vardı.
- يَستوعب
- özümsemek, anlamak, kavramakيصعب على الطلاب استيعاب هذا المفهوم في وقت قصير. — Öğrencilerin bu kavramı kısa sürede kavraması zor.
- يَسعى إلى
- çabalamak, peşinde olmakتسعى المنظمة إلى تحقيق العدالة الاجتماعية. — Örgüt sosyal adaleti gerçekleştirmek için çabalıyor.
- يُشكِّل
- oluşturmak, teşkil etmekيشكّل الشباب نسبة كبيرة من سكان المنطقة. — Gençler bölge nüfusunun büyük bir bölümünü oluşturuyor.
- يَعتمد على
- güvenmek, dayanmakلا يجب أن تعتمد على الآخرين دائماً. — Her zaman başkalarına dayanmamalısın.
- يُفاوِض
- müzakere etmek, pazarlık yapmakيُفاوِض المسؤولون على اتفاقية السلام. — Yetkililer barış anlaşması üzerinde müzakere ediyor.
- يُقدِّر
- takdir etmek, değer vermekأقدّر كثيراً مساعدتك لي في هذا الأمر. — Bu konuda bana yardım ettiğin için çok minnettarım.
- يُلاحِظ
- fark etmek, gözlemlemekلاحظ الطبيب تحسناً ملحوظاً في حالة المريض. — Doktor hastanın durumunda belirgin bir iyileşme fark etti.
- يَنبثق من
- kaynaklanmak, doğmakتنبثق هذه الفكرة من تراث فلسفي عريق. — Bu fikir köklü bir felsefi gelenekten kaynaklanıyor.
- يَنتقد
- eleştirmekانتقد المعارضون السياسة الاقتصادية للحكومة. — Muhalifler hükümetin ekonomi politikasını eleştirdi.