| alışkanlık | 習慣Her sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — Drinking coffee every morning is my habit. |
| amaç | 目的/目標Amacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — My goal is to learn Turkish this year. |
| anlamak | 理解するSeni çok iyi anlıyorum. — I understand you very well. |
| bağlı | つながった/~次第Başarı çok çalışmaya bağlıdır. — Success depends on working hard. |
| başarmak | 成し遂げる/成功するSonunda bunu başardım. — I finally accomplished this. |
| Bence haklısın ama emin değilim. | あなたは正しいと思いますが、確信はありません。Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — I think you are right but I am not sure, let's check again. |
| Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı. | この仕事は思ったよりずっと難しいと分かりました。Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — This job turned out to be much harder than I thought, but I will not give up. |
| Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var. | この件についてもっと情報が必要です。Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — I need more information on this topic, I will research it. |
| Bu sözlük çok işe yarıyor. | この辞書はとても役に立ちます。Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — This dictionary is very useful, I use it every day. |
| Bunu daha önce hiç yapmadım. | これは今までにやったことがありません。Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — I have never done this before, but I will try. |
| Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? | 本当にこれをしなければならないの?Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — Do you really have to do this? Is there no other way? |
| çevirmek | 翻訳する/回すBu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — Can you translate this sentence into English? |
| çözüm | 解決策Her sorunun bir çözümü vardır. — Every problem has a solution. |
| davranmak | ふるまう/接するHerkese saygılı davranmalısın. — You should treat everyone respectfully. |
| deneyim | 経験Bu iş için deneyime ihtiyacın var. — You need experience for this job. |
| düşünmek | 考えるBu konuda çok düşündüm. — I thought about this topic a lot. |
| etkilemek | 影響する/感動させるBu film beni çok etkiledi. — This film impressed me very much. |
| farklı | 異なる/違うBu iki ülkenin kültürü çok farklı. — The culture of these two countries is very different. |
| fırsat | 機会/チャンスBu fırsatı kaçırmamalısın. — You should not miss this opportunity. |
| Geç kaldım, özür dilerim. | 遅れました、すみません。Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — I am late, I am sorry, the traffic was very bad. |
| geliştirmek | 発展させる/向上させるKendini geliştirmeye devam et. — Keep improving yourself. |
| güvenmek | 信頼するOna güvenebilirsin. — You can trust him/her. |
| hatırlamak | 思い出す/覚えているOnun adını hatırlamıyorum. — I do not remember his/her name. |
| Hava bugün çok güzel, değil mi? | 今日は天気がとてもいいですね?Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — The weather is very nice today, isn't it? Let's go outside. |
| ilerleme | 進歩Türkçede büyük ilerleme kaydettim. — I made great progress in Turkish. |
| ilgilenmek | 興味を持つ/対応するSanatla çok ilgileniyorum. — I am very interested in art. |
| karar vermek | 決めるYarın karar vereceğim. — I will decide tomorrow. |
| karşılaştırmak | 比較するİki teklifi karşılaştırmalısın. — You should compare the two offers. |
| katkı | 貢献Projeye büyük katkı sağladı. — He/She made a great contribution to the project. |
| korkmak | 怖がる/恐れるKaranlıktan korkmuyorum. — I am not afraid of the dark. |
| merak etmek | 気になる/知りたいNerede olduğunu merak ediyorum. — I wonder where he/she is. |
| Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? | いつからここに住んでいるのですか?Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — How long have you been living here? How did you come here? |
| olasılık | 可能性/確率Yarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — The possibility of rain tomorrow is high. |
| önermek | 提案する/勧めるBu restoranı sana öneririm. — I recommend this restaurant to you. |
| Onun söylediklerine katılmıyorum. | 彼が言ったことに賛成できません。Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — I do not agree with what he/she said because he/she gave wrong information. |
| paylaşmak | 共有する/分かち合うBu haberi seninle paylaşmak istedim. — I wanted to share this news with you. |
| planlamak | 計画するTatilimizi önceden planlamalıyız. — We should plan our holiday in advance. |
| Sana yardım edebilir miyim? | お手伝いしましょうか?Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — Can I help you? Let me carry your bags. |
| Sence ne yapmalıyım? | 私はどうすべきだと思いますか?Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — What do you think I should do, should I go? |
| sınırlamak | 制限するHarcamalarını sınırlamalısın. — You should limit your spending. |
| sorun | 問題Hiç sorunum yok. — I have no problem at all. |
| sürdürmek | 維持する/続けるBu temponu sürdürmen çok zor olacak. — It will be very difficult to maintain this pace. |
| tartışmak | 議論する/言い争うBu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — I want to discuss this topic with you. |
| tartışmalı | 議論の余地がある/物議を醸すBu çok tartışmalı bir konu. — This is a very controversial topic. |
| Umarım yakında görüşürüz. | 近いうちに会えるといいですね。Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — I hope we meet soon, I missed you a lot. |
| üstesinden gelmek | 乗り越える/対処するBu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — You can overcome this difficulty. |
| uyum sağlamak | 適応する/なじむYeni ortama çabuk uyum sağladım. — I quickly adapted to the new environment. |
| vazgeçmek | あきらめるAsla vazgeçme! — Never give up! |
| yetenek | 才能/能力Müzik konusunda büyük bir yeteneği var. — He/She has a great talent in music. |
| zorunlu | 必須の/義務的なBu toplantıya katılmak zorunlu mu? — Is it necessary to attend this meeting? |