Le parole più utili in turco

Le parole turco più utili per livello: significati, frasi di esempio e pronuncia, dall'A1 al C2. Gratis, senza registrazione — ripassabili anche con le flashcard.

Livello A1

Açım.
Ho fame.Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim? — Ho fame. Posso avere del cibo?
Adın ne?
Come ti chiami?Adın ne? Benim adım Tom. — Come ti chiami? Mi chiamo Tom.
Anlamıyorum.
Non capisco.Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin? — Non capisco. Puoi ripetere?
anne
la madreAnnem bir öğretmen. — Mia madre è insegnante.
araba
l'autoBabamın kırmızı bir arabası var. — Mio padre ha un'auto rossa.
arkadaş
l'amicoO benim en iyi arkadaşım. — Lei è la mia migliore amica.
baba
il padreBabam bir ofiste çalışır. — Mio padre lavora in un ufficio.
Bana yardım edebilir misin?
Puoi aiutarmi?Bana yardım edebilir misin? Kayboldum. — Puoi aiutarmi? Mi sono perso.
Banyo nerede?
Dov'è il bagno?Affedersiniz, banyo nerede? — Scusi, dov'è il bagno?
Bir kahve istiyorum, lütfen.
Vorrei un caffè, per favore.Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü. — Vorrei un caffè, per favore. Con latte.
büyük
grandeFil çok büyük. — L'elefante è molto grande.
çalışmak
lavorareO bir hastanede çalışır. — Lei lavora in un ospedale.
elma
la melaHer sabah bir elma yerim. — Mangio una mela ogni mattina.
ev
la casaBenim evim büyük. — La mia casa è grande.
evet
sìEvet, ben buradayım. — Sì, sono qui.
gitmek
andareHer gün okula giderim. — Vado a scuola ogni giorno.
gün
il giornoBugün güzel bir gün. — Oggi è una bella giornata.
Günaydın!
Buongiorno!Günaydın! Nasılsın? — Buongiorno! Come stai?
hayır
noHayır, teşekkür ederim. — No, grazie.
içmek
bereSabahları kahve içerim. — Bevo il caffè la mattina.
ihtiyacı olmak
avere bisogno diBir doktora ihtiyacım var. — Ho bisogno di un medico.
İstanbul'da yaşıyorum.
Vivo a Istanbul.İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir. — Vivo a Istanbul. È una grande città.
istemek
volereBir fincan çay istiyorum, lütfen. — Vorrei una tazza di tè, per favore.
kedi
il gattoKedi küçük. — Il gatto è piccolo.
kitap
il libroBu kitap ilginç. — Questo libro è interessante.
konuşmak
parlareİngilizce konuşuyor musun? — Parli inglese?
köpek
il caneBir köpeğim var. — Ho un cane.
küçük
piccoloKüçük bir odam var. — Ho una piccola stanza.
masa
il tavoloKitap masanın üzerinde. — Il libro è sul tavolo.
merhaba
ciaoMerhaba, benim adım Anna. — Ciao, mi chiamo Anna.
mutlu
feliceBugün mutluyum. — Oggi sono felice.
Nasılsın?
Come stai?Nasılsın? İyiyim, teşekkürler. — Come stai? Sto bene, grazie.
Ne kadar?
Quanto costa?Ne kadar? Beş euro. — Quanto costa? Costa cinque euro.
okul
la scuolaOkul evimin yakınında. — La scuola è vicino a casa mia.
okumak
leggereHer gece bir kitap okurum. — Leggo un libro ogni sera.
olmak
essereMutlu olmak istiyorum. — Voglio essere felice.
para
i soldiHiç param yok. — Non ho soldi.
Saat kaçta açılıyor?
A che ora apre?Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor. — A che ora apre? Apre alle nove.
sahip olmak
avereİki kız kardeşim var. — Ho due sorelle.
sandalye
la sediaLütfen sandalyeye oturun. — Per favore, siediti sulla sedia.
şehir
la cittàLondra çok büyük bir şehir. — Londra è una città molto grande.
sevmek / beğenmek
piacerePizzayı çok severim. — Mi piace molto la pizza.
sıcak
caldoBugün çok sıcak. — Oggi fa molto caldo.
soğuk
freddoSu çok soğuk. — L'acqua è molto fredda.
su
l'acquaHer gün su içerim. — Bevo acqua ogni giorno.
süt
il latteÇocuklar her gün süt içer. — I bambini bevono latte ogni giorno.
yaşamak
vivereKüçük bir köyde yaşıyorlar. — Vivono in un piccolo villaggio.
yemek yemek
mangiareSabahları ekmek yerim. — Mangio pane la mattina.
Yorgunum.
Sono stanco.Yorgunum. Uyumak istiyorum. — Sono stanco. Voglio dormire.
zaman / saat
il tempoSaat kaç? — Che ore sono?

Livello A2

aile
famigliaAilem İstanbul'da yaşıyor. — La mia famiglia vive a Istanbul.
akşam
seraAkşam yemeği hazırladım. — Ho preparato la cena.
anlamak
capireÖğretmeni çok iyi anlıyorum. — Capisco molto bene l'insegnante.
arkadaş
amico / amicaArkadaşımla sinemaya gittim. — Sono andato al cinema con il mio amico.
beklemek
aspettareOtobüs durağında bekliyorum. — Sto aspettando alla fermata dell'autobus.
Bu ne kadar?
Quanto costa questo?Bu ne kadar, otuz lira mı? — Quanto costa questo, trenta lire?
Bugün hava nasıl?
Che tempo fa oggi?Bugün hava nasıl, yağmur var mı? — Che tempo fa oggi, piove?
Bunu Türkçede nasıl söylersin?
Come si dice questo in turco?Bunu Türkçede nasıl söylersin, bilmiyorum. — Come si dice questo in turco? Non lo so.
büyük
grandeBu ev çok büyük. — Questa casa è molto grande.
çalışmak
lavorare / studiareBabam bir bankada çalışıyor. — Mio padre lavora in una banca.
cevap
rispostaDoğru cevabı bilmiyorum. — Non so la risposta giusta.
dinlenmek
riposare / riposarsiHafta sonu evde dinlendim. — Nel fine settimana mi sono riposato a casa.
doktor
medico / dottoreDoktora gitmem gerekiyor. — Devo andare dal medico.
fiyat
prezzoBu ürünün fiyatı nedir? — Qual è il prezzo di questo prodotto?
gelmek
venireO, eve geç geldi. — È tornato a casa tardi.
gitmek
andareYarın okula gideceğim. — Domani andrò a scuola.
Hangi saatte kalkıyor?
A che ora parte?Tren hangi saatte kalkıyor? — A che ora parte il treno?
hasta
malato / pazienteDün çok hastaydım. — Ieri ero molto malato.
hava
tempo / ariaBugün hava çok soğuk. — Oggi fa molto freddo.
içmek
bereSu içmek sağlıklıdır. — Bere acqua fa bene alla salute.
Kaç yaşındasın?
Quanti anni hai?Kaç yaşındasın, yirmi mi? — Quanti anni hai, venti?
karar vermek
decidereHenüz bir karar veremedim. — Non sono ancora riuscito a decidere.
kolay
facileBu soru çok kolay. — Questa domanda è molto facile.
konuşmak
parlareTürkçe konuşmaya çalışıyorum. — Sto cercando di parlare turco.
küçük
piccoloKüçük bir kedi buldum. — Ho trovato un piccolo gatto.
market
supermercato / negozioMarketten ekmek aldım. — Ho comprato il pane al supermercato.
mavi
blu / azzurroMavi gözleri var. — Ha gli occhi azzurri.
Ne zaman geleceksin?
Quando verrai?Ne zaman geleceksin, akşam mı? — Quando verrai, la sera?
Nerede oturuyorsun?
Dove abiti?Nerede oturuyorsun, şehir merkezinde mi? — Dove abiti, in centro?
Nereye gidiyorsun?
Dove vai?Nereye gidiyorsun, markete mi? — Dove vai, al supermercato?
okumak
leggere / studiareHer gece kitap okurum. — Leggo un libro ogni sera.
pahalı
caro / costosoBu araba çok pahalı. — Questa auto è molto cara.
para
denaro / soldiCüzdanımda para yok. — Non ho soldi nel portafoglio.
Randevu almak istiyorum.
Vorrei prendere un appuntamento.Randevu almak istiyorum, yarın müsait misiniz? — Vorrei prendere un appuntamento; è disponibile domani?
renk
coloreEn sevdiğim renk mavidir. — Il mio colore preferito è il blu.
rezervasyon yapmak
fare una prenotazioneOtelde rezervasyon yaptırdım. — Ho fatto una prenotazione in hotel.
sabah
mattinaHer sabah kahve içerim. — Bevo il caffè ogni mattina.
sağlık
saluteSağlık çok önemlidir. — La salute è molto importante.
satın almak
comprare / acquistareYeni bir telefon satın aldım. — Ho comprato un nuovo telefono.
Sence ne yapmalıyım?
Secondo te cosa dovrei fare?Sence ne yapmalıyım, bu işi kabul etmeli miyim? — Secondo te cosa dovrei fare, dovrei accettare questo lavoro?
seyahat etmek
viaggiareAvrupa'ya seyahat etmek istiyorum. — Voglio viaggiare in Europa.
sıcak
caldoYazın hava çok sıcak olur. — In estate fa molto caldo.
sormak
chiedere / domandareSana bir şey sormak istiyorum. — Voglio chiederti una cosa.
tatil
vacanzaBu yaz tatilde denize gideceğiz. — Quest'estate andremo al mare in vacanza.
uçak
aereoUçakla Ankara'ya gittim. — Sono andato ad Ankara in aereo.
ucuz
economico / a buon mercatoBu mağazada her şey ucuz. — In questo negozio è tutto economico.
Yardım edebilir misin?
Puoi aiutarmi?Yardım edebilir misin, çantam çok ağır. — Puoi aiutarmi? La mia borsa è molto pesante.
yazmak
scrivereAnnem mektup yazdı. — Mia madre ha scritto una lettera.
yemek
cibo / pasto / mangiareYemeği çok beğendim. — Il pasto mi è piaciuto molto.
zor
difficileTürkçe öğrenmek zor ama eğlenceli. — Imparare il turco è difficile ma divertente.

Livello B1

alışkanlık
abitudineHer sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — Bere caffè ogni mattina è la mia abitudine.
amaç
obiettivo / scopoAmacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — Il mio obiettivo è imparare il turco quest'anno.
anlamak
capireSeni çok iyi anlıyorum. — Ti capisco molto bene.
bağlı
legato / dipendenteBaşarı çok çalışmaya bağlıdır. — Il successo dipende dal duro lavoro.
başarmak
riuscire / realizzareSonunda bunu başardım. — Alla fine ci sono riuscito.
Bence haklısın ama emin değilim.
Penso che tu abbia ragione, ma non sono sicuro.Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — Penso che tu abbia ragione, ma non sono sicuro; controlliamo di nuovo.
Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı.
Questo lavoro si è rivelato molto più difficile di quanto pensassi.Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — Questo lavoro si è rivelato molto più difficile di quanto pensassi, ma non mi arrenderò.
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.
Ho bisogno di più informazioni su questo argomento.Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — Ho bisogno di più informazioni su questo argomento; farò delle ricerche.
Bu sözlük çok işe yarıyor.
Questo dizionario è molto utile.Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — Questo dizionario è molto utile; lo uso ogni giorno.
Bunu daha önce hiç yapmadım.
Non l'ho mai fatto prima.Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — Non l'ho mai fatto prima, ma ci proverò.
Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten?
Devi davvero farlo?Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — Devi davvero farlo? Non c'è un altro modo?
çevirmek
tradurre / girareBu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — Puoi tradurre questa frase in inglese?
çözüm
soluzioneHer sorunun bir çözümü vardır. — Ogni problema ha una soluzione.
davranmak
comportarsi / trattareHerkese saygılı davranmalısın. — Dovresti trattare tutti con rispetto.
deneyim
esperienzaBu iş için deneyime ihtiyacın var. — Ti serve esperienza per questo lavoro.
düşünmek
pensareBu konuda çok düşündüm. — Ci ho pensato molto.
etkilemek
influenzare / colpireBu film beni çok etkiledi. — Questo film mi ha colpito molto.
farklı
diverso / differenteBu iki ülkenin kültürü çok farklı. — Le culture di questi due paesi sono molto diverse.
fırsat
occasione / opportunitàBu fırsatı kaçırmamalısın. — Non dovresti perdere questa opportunità.
Geç kaldım, özür dilerim.
Sono in ritardo, mi dispiace.Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — Sono in ritardo, mi dispiace; c'era molto traffico.
geliştirmek
sviluppare / migliorareKendini geliştirmeye devam et. — Continua a migliorarti.
güvenmek
fidarsiOna güvenebilirsin. — Puoi fidarti di lui.
hatırlamak
ricordareOnun adını hatırlamıyorum. — Non ricordo il suo nome.
Hava bugün çok güzel, değil mi?
Oggi il tempo è bellissimo, vero?Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — Oggi il tempo è bellissimo, vero? Usciamo.
ilerleme
progressoTürkçede büyük ilerleme kaydettim. — Ho fatto grandi progressi in turco.
ilgilenmek
interessarsi a / occuparsi diSanatla çok ilgileniyorum. — Mi interesso molto d'arte.
karar vermek
decidereYarın karar vereceğim. — Deciderò domani.
karşılaştırmak
confrontareİki teklifi karşılaştırmalısın. — Dovresti confrontare le due offerte.
katkı
contributoProjeye büyük katkı sağladı. — Ha dato un grande contributo al progetto.
korkmak
aver pauraKaranlıktan korkmuyorum. — Non ho paura del buio.
merak etmek
chiedersi / essere curiosoNerede olduğunu merak ediyorum. — Mi chiedo dove sia.
Ne zamandan beri burada yaşıyorsun?
Da quando abiti qui?Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — Da quando abiti qui? Come sei arrivato qui?
olasılık
possibilità / probabilitàYarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — C'è un'alta probabilità di pioggia domani.
önermek
suggerire / consigliareBu restoranı sana öneririm. — Ti consiglio questo ristorante.
Onun söylediklerine katılmıyorum.
Non sono d'accordo con ciò che ha detto.Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — Non sono d'accordo con ciò che ha detto perché ha dato informazioni sbagliate.
paylaşmak
condividereBu haberi seninle paylaşmak istedim. — Volevo condividere questa notizia con te.
planlamak
pianificareTatilimizi önceden planlamalıyız. — Dovremmo pianificare le vacanze in anticipo.
Sana yardım edebilir miyim?
Posso aiutarti?Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — Posso aiutarti? Lascia che ti porti le borse.
Sence ne yapmalıyım?
Secondo te cosa dovrei fare?Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — Secondo te cosa dovrei fare, dovrei andare?
sınırlamak
limitare / restringereHarcamalarını sınırlamalısın. — Dovresti limitare le tue spese.
sorun
problemaHiç sorunum yok. — Non ho nessun problema.
sürdürmek
mantenere / sostenereBu temponu sürdürmen çok zor olacak. — Sarà molto difficile mantenere questo ritmo.
tartışmak
discutereBu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — Voglio discutere questa questione con te.
tartışmalı
controverso / discutibileBu çok tartışmalı bir konu. — Questo è un argomento molto controverso.
Umarım yakında görüşürüz.
Spero che ci vediamo presto.Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — Spero che ci vediamo presto; mi sei mancato molto.
üstesinden gelmek
superare / far fronte aBu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — Puoi superare questa difficoltà.
uyum sağlamak
adattarsiYeni ortama çabuk uyum sağladım. — Mi sono adattato rapidamente al nuovo ambiente.
vazgeçmek
rinunciare / arrendersiAsla vazgeçme! — Non arrenderti mai!
yetenek
talento / abilitàMüzik konusunda büyük bir yeteneği var. — Ha un grande talento per la musica.
zorunlu
necessario / obbligatorioBu toplantıya katılmak zorunlu mu? — È obbligatorio partecipare a questa riunione?

Livello B2

abartmak
esagerareHer şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — Se esageri tutto, la gente inizia a non fidarsi di te.
ayrımcılık
discriminazioneHer türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — Ogni forma di discriminazione è contraria ai diritti umani.
bağımsızlık
indipendenzaEkonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — L'indipendenza economica costituisce la base della libertà personale.
belirsizlik
incertezza / ambiguitàEkonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — L'incertezza nell'economia preoccupa la gente.
Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor.
Questo accordo sembra vantaggioso per entrambe le parti.Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — Questo accordo sembra vantaggioso per entrambe le parti; tuttavia, i dettagli non sono ancora chiari.
Bu konuda kesin bir karar vermek zor.
È difficile prendere una decisione definitiva su questa questione.Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — È difficile prendere una decisione definitiva su questa questione perché ci sono troppe variabili.
Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı.
Lavorare in queste condizioni è diventato davvero difficile.Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — Lavorare in queste condizioni è diventato davvero difficile; molti dipendenti si lamentano.
Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor.
Dobbiamo completare questo progetto senza superare il budget.Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — Dobbiamo completare questo progetto senza superare il budget, altrimenti avremo problemi.
bütünleşmek
integrarsi / fondersiGöçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — Gli immigrati fanno grandi sforzi per integrarsi nel loro nuovo paese.
çekinmek
esitare / essere restioSorularını sormaktan asla çekinme. — Non esitare mai a fare le tue domande.
çelişki
contraddizioneSöyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — C'è una grande contraddizione tra ciò che dice e ciò che fa.
Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi.
È giunto il momento di agire contro l'inquinamento ambientale.Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — È giunto il momento di agire contro l'inquinamento ambientale; non possiamo più permetterci di aspettare.
çözüme kavuşturmak
risolvere / portare a soluzioneİki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — Hanno risolto la controversia tra i due paesi con mezzi diplomatici.
dayanışma
solidarietàAfet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — La solidarietà sociale è di grande importanza nei momenti di catastrofe.
dönüşüm
trasformazioneDijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — La trasformazione digitale sta cambiando radicalmente il mondo del lavoro.
ertelemek
rinviare / posticipareÖdevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — Se continuo a rinviare i compiti, faccio molta fatica durante gli esami.
farkındalık
consapevolezzaÇevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — È molto importante sensibilizzare riguardo all'ambiente.
Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz.
Non si può plasmare il futuro senza imparare dal passato.Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — Non si può plasmare il futuro senza imparare dal passato; questo vale per ogni società.
göz ardı etmek
ignorare / trascurareBu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — Non possiamo più ignorare questo importante problema.
güvenilirlik
affidabilità / credibilitàBir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — La qualità più importante di un giornale è la sua credibilità.
Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor.
Ci si aspetta che tutti partecipino a questa riunione.Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — Ci si aspetta che tutti partecipino a questa riunione; controllate i vostri calendari, per favore.
ileri sürmek
sostenere / avanzareAvukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — L'avvocato ha sostenuto che il suo cliente era innocente.
ivedilikle
con urgenza / prontamenteBu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — Questo problema deve essere affrontato e risolto con urgenza.
kaçınmak
evitare / astenersi daSağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — Evito di mangiare fast food per restare in salute.
kanıtlamak
dimostrare / provareTeorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — Ha fatto ricerche per anni per dimostrare la sua teoria.
kapsamlı
completo / approfonditoBu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — Su questo argomento è necessaria una ricerca approfondita.
karmaşık
complesso / complicatoBu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — Questo problema matematico sembra molto complesso a prima vista.
katkıda bulunmak
contribuireHerkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — Ognuno può fare qualcosa per contribuire alla società.
küreselleşme
globalizzazioneKüreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — Grazie alla globalizzazione, culture diverse si conoscono meglio.
Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun.
Più lavori, più avrai successo.Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — Più lavori, più avrai successo; è una verità semplice.
öne sürmek
avanzare / proporreBilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — Lo scienziato ha proposto una nuova teoria e l'ha sostenuta con prove.
öngörmek
prevedere / anticipareUzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — Gli esperti avevano previsto questa crisi economica anni fa.
Onun söyledikleri beni derinden etkiledi.
Ciò che ha detto mi ha colpito profondamente.Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — Ciò che ha detto mi ha colpito profondamente e ha cambiato la mia prospettiva.
önyargı
pregiudizioÖnyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — Dovremmo cercare di conoscere le persone tenendoci lontani dai pregiudizi.
özgüven
sicurezza di séBaşarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — Per avere successo, devi avere una forte sicurezza in te stesso.
Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz.
La consideriamo il candidato più adatto per questa posizione.Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — La consideriamo il candidato più adatto per questa posizione e vogliamo lavorare con lei.
sınırlandırmak
limitare / restringereHükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — Il governo ha approvato nuove leggi per limitare l'uso della plastica.
somutlaştırmak
concretizzareFikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — Abbiamo preparato un piano dettagliato per concretizzare le nostre idee.
Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor.
Ricerche recenti mostrano risultati promettenti nel trattamento di questa malattia.Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — Ricerche recenti mostrano risultati promettenti nel trattamento di questa malattia.
sorgulamak
mettere in discussione / interrogareEleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — Il pensiero critico richiede di mettere tutto in discussione.
sürdürülebilir
sostenibileSürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — Le fonti di energia sostenibili sono di importanza cruciale per il nostro futuro.
tartışmak
discutereToplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — Abbiamo discusso il nuovo progetto per ore in riunione.
Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor.
Il rapido sviluppo della tecnologia influenza profondamente la società.Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — Il rapido sviluppo della tecnologia influenza profondamente la società e cambia le abitudini.
uyum sağlamak
adattarsiYeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — Ci sono voluti alcuni mesi per adattarmi a vivere nella nuova città.
Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız.
A lungo termine, otterrà un ritorno da questo investimento.Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — A lungo termine, otterrà un ritorno da questo investimento; deve solo essere paziente.
vazgeçmek
rinunciare / abbandonareHayallerinden asla vazgeçmemelisin. — Non dovresti mai rinunciare ai tuoi sogni.
yanıltıcı
ingannevole / fuorvianteBu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — Le informazioni in questa pubblicità sono piuttosto ingannevoli e indirizzano male le persone.
yansımak
riflettersiGüneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — La luce del sole si rifletteva splendidamente sulla superficie del lago.
yetersiz
insufficiente / inadeguatoVerilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — Il tempo concesso è insufficiente per un progetto così grande.
zorunluluk
necessità / obbligoYabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — Imparare una lingua straniera è ormai diventato una necessità.