- abartmak
- exagerarHer şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — Si exageras todo, la gente empieza a desconfiar de ti.
- ayrımcılık
- discriminaciónHer türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — Cualquier tipo de discriminación va en contra de los derechos humanos.
- bağımsızlık
- independenciaEkonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — La independencia económica constituye la base de la libertad personal.
- belirsizlik
- incertidumbre / ambigüedadEkonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — La incertidumbre en la economía preocupa a la gente.
- Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor.
- Este acuerdo parece ventajoso para ambas partes.Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — Este acuerdo parece ventajoso para ambas partes; sin embargo, los detalles aún no están claros.
- Bu konuda kesin bir karar vermek zor.
- Es difícil tomar una decisión definitiva sobre este asunto.Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — Es difícil tomar una decisión definitiva sobre este asunto porque hay demasiadas variables.
- Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı.
- Trabajar en estas condiciones se ha vuelto realmente difícil.Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — Trabajar en estas condiciones se ha vuelto realmente difícil; muchos empleados se quejan.
- Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor.
- Necesitamos completar este proyecto sin exceder nuestro presupuesto.Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — Necesitamos completar este proyecto sin exceder nuestro presupuesto, de lo contrario tendremos problemas.
- bütünleşmek
- integrarse / fusionarseGöçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — Los inmigrantes hacen grandes esfuerzos para integrarse en su nuevo país.
- çekinmek
- dudar / ser reacioSorularını sormaktan asla çekinme. — Nunca dudes en hacer tus preguntas.
- çelişki
- contradicciónSöyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — Hay una gran contradicción entre lo que dice y lo que hace.
- Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi.
- Ha llegado el momento de actuar contra la contaminación ambiental.Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — Ha llegado el momento de actuar contra la contaminación ambiental; ya no podemos permitirnos esperar.
- çözüme kavuşturmak
- resolver / dar soluciónİki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — Resolvieron la disputa entre los dos países por medios diplomáticos.
- dayanışma
- solidaridadAfet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — La solidaridad social es de gran importancia en tiempos de desastre.
- dönüşüm
- transformaciónDijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — La transformación digital está cambiando radicalmente el mundo de los negocios.
- ertelemek
- posponer / aplazarÖdevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — Si sigo posponiendo mis tareas, me cuesta mucho en la época de exámenes.
- farkındalık
- concienciación / concienciaÇevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — Es muy importante crear conciencia sobre el medio ambiente.
- Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz.
- No se puede dar forma al futuro sin aprender del pasado.Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — No se puede dar forma al futuro sin aprender del pasado; esto es válido para toda sociedad.
- göz ardı etmek
- ignorar / pasar por altoBu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — Ya no podemos ignorar este problema importante.
- güvenilirlik
- fiabilidad / credibilidadBir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — La cualidad más importante de un periódico es su credibilidad.
- Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor.
- Se espera que todos asistan a esta reunión.Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — Se espera que todos asistan a esta reunión; por favor, revisen sus calendarios.
- ileri sürmek
- sostener / alegarAvukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — El abogado sostuvo que su cliente era inocente.
- ivedilikle
- urgentemente / con prontitudBu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — Este problema debe abordarse y resolverse urgentemente.
- kaçınmak
- evitar / abstenerse deSağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — Evito comer comida rápida para mantenerme sano.
- kanıtlamak
- probar / demostrarTeorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — Investigó durante años para demostrar su teoría.
- kapsamlı
- exhaustivo / amplioBu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — Es necesario realizar una investigación exhaustiva sobre este tema.
- karmaşık
- complejo / complicadoBu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — Este problema matemático parece muy complejo a primera vista.
- katkıda bulunmak
- contribuirHerkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — Todos pueden hacer algo para contribuir a la sociedad.
- küreselleşme
- globalizaciónKüreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — Gracias a la globalización, las diferentes culturas se conocen mejor.
- Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun.
- Cuanto más trabajes, más éxito tendrás.Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — Cuanto más trabajes, más éxito tendrás; es una verdad simple.
- öne sürmek
- proponer / plantearBilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — El científico planteó una nueva teoría y la respaldó con pruebas.
- öngörmek
- prever / anticiparUzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — Los expertos previeron esta crisis económica hace años.
- Onun söyledikleri beni derinden etkiledi.
- Lo que ella dijo me afectó profundamente.Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — Lo que ella dijo me afectó profundamente y cambió mi perspectiva.
- önyargı
- prejuicioÖnyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — Deberíamos tratar de conocer a las personas manteniéndonos alejados de los prejuicios.
- özgüven
- confianza en uno mismoBaşarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — Para tener éxito, necesitas una fuerte confianza en ti mismo.
- Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz.
- Lo vemos como el candidato más adecuado para este puesto.Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — Lo vemos como el candidato más adecuado para este puesto y queremos trabajar con usted.
- sınırlandırmak
- limitar / restringirHükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — El gobierno aprobó nuevas leyes para restringir el uso del plástico.
- somutlaştırmak
- concretar / materializarFikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — Preparamos un plan detallado para concretar nuestras ideas.
- Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor.
- Investigaciones recientes muestran resultados prometedores en el tratamiento de esta enfermedad.Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — Investigaciones recientes muestran resultados prometedores en el tratamiento de esta enfermedad.
- sorgulamak
- cuestionar / interrogarEleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — El pensamiento crítico requiere cuestionarlo todo.
- sürdürülebilir
- sostenibleSürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — Las fuentes de energía sostenibles son de importancia crítica para nuestro futuro.
- tartışmak
- discutir / debatirToplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — Discutimos el nuevo proyecto durante horas en la reunión.
- Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor.
- El rápido desarrollo de la tecnología afecta profundamente a la sociedad.Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — El rápido desarrollo de la tecnología afecta profundamente a la sociedad y cambia los hábitos.
- uyum sağlamak
- adaptarseYeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — Me llevó unos meses adaptarme a vivir en la nueva ciudad.
- Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız.
- A largo plazo, obtendrá un retorno de esta inversión.Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — A largo plazo, obtendrá un retorno de esta inversión; solo necesita ser paciente.
- vazgeçmek
- renunciar / abandonarHayallerinden asla vazgeçmemelisin. — Nunca debes renunciar a tus sueños.
- yanıltıcı
- engañoso / falazBu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — La información de este anuncio es bastante engañosa y orienta mal a la gente.
- yansımak
- reflejarseGüneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — La luz del sol se reflejaba bellamente en la superficie del lago.
- yetersiz
- insuficiente / inadecuadoVerilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — El tiempo dado es insuficiente para un proyecto tan grande.
- zorunluluk
- necesidad / obligaciónYabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — Aprender un idioma extranjero se ha convertido ahora en una necesidad.