Die wichtigsten Türkisch Wörter nach Niveau, mit Bedeutung und Beispielsätzen. Kostenlos.
| Açım. | Ich habe Hunger.Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim? — I am hungry. Can I have some food? |
| Adın ne? | Wie heißt du?Adın ne? Benim adım Tom. — What is your name? My name is Tom. |
| Anlamıyorum. | Ich verstehe nicht.Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin? — I don't understand. Can you repeat that? |
| anne | die MutterAnnem bir öğretmen. — My mother is a teacher. |
| araba | das AutoBabamın kırmızı bir arabası var. — My father has a red car. |
| arkadaş | der FreundO benim en iyi arkadaşım. — She is my best friend. |
| baba | der VaterBabam bir ofiste çalışır. — My father works in an office. |
| Bana yardım edebilir misin? | Kannst du mir helfen?Bana yardım edebilir misin? Kayboldum. — Can you help me? I am lost. |
| Banyo nerede? | Wo ist die Toilette?Affedersiniz, banyo nerede? — Excuse me, where is the bathroom? |
| Bir kahve istiyorum, lütfen. | Ich hätte gern einen Kaffee, bitte.Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü. — I would like a coffee, please. With milk. |
| büyük | großFil çok büyük. — The elephant is very big. |
| çalışmak | arbeitenO bir hastanede çalışır. — She works at a hospital. |
| elma | der ApfelHer sabah bir elma yerim. — I eat an apple every morning. |
| ev | das HausBenim evim büyük. — My house is big. |
| evet | jaEvet, ben buradayım. — Yes, I am here. |
| gitmek | gehenHer gün okula giderim. — I go to school every day. |
| gün | der TagBugün güzel bir gün. — Today is a beautiful day. |
| Günaydın! | Guten Morgen!Günaydın! Nasılsın? — Good morning! How are you? |
| hayır | neinHayır, teşekkür ederim. — No, thank you. |
| içmek | trinkenSabahları kahve içerim. — I drink coffee in the morning. |
| ihtiyacı olmak | brauchenBir doktora ihtiyacım var. — I need a doctor. |
| İstanbul'da yaşıyorum. | Ich lebe in Istanbul.İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir. — I live in Istanbul. It is a big city. |
| istemek | wollenBir fincan çay istiyorum, lütfen. — I want a cup of tea, please. |
| kedi | die KatzeKedi küçük. — The cat is small. |
| kitap | das BuchBu kitap ilginç. — This book is interesting. |
| konuşmak | sprechenİngilizce konuşuyor musun? — Do you speak English? |
| köpek | der HundBir köpeğim var. — I have a dog. |
| küçük | kleinKüçük bir odam var. — I have a small room. |
| masa | der TischKitap masanın üzerinde. — The book is on the table. |
| merhaba | halloMerhaba, benim adım Anna. — Hello, my name is Anna. |
| mutlu | glücklichBugün mutluyum. — I am happy today. |
| Nasılsın? | Wie geht es dir?Nasılsın? İyiyim, teşekkürler. — How are you? I am fine, thanks. |
| Ne kadar? | Wie viel kostet das?Ne kadar? Beş euro. — How much does it cost? It is five euros. |
| okul | die SchuleOkul evimin yakınında. — The school is near my house. |
| okumak | lesenHer gece bir kitap okurum. — I read a book every night. |
| olmak | seinMutlu olmak istiyorum. — I want to be happy. |
| para | das GeldHiç param yok. — I don't have any money. |
| Saat kaçta açılıyor? | Wann öffnet es?Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor. — What time does it open? It opens at nine. |
| sahip olmak | habenİki kız kardeşim var. — I have two sisters. |
| sandalye | der StuhlLütfen sandalyeye oturun. — Please sit on the chair. |
| şehir | die StadtLondra çok büyük bir şehir. — London is a very big city. |
| sevmek / beğenmek | mögenPizzayı çok severim. — I like pizza very much. |
| sıcak | heißBugün çok sıcak. — It is very hot today. |
| soğuk | kaltSu çok soğuk. — The water is very cold. |
| su | das WasserHer gün su içerim. — I drink water every day. |
| süt | die MilchÇocuklar her gün süt içer. — Children drink milk every day. |
| yaşamak | lebenKüçük bir köyde yaşıyorlar. — They live in a small village. |
| yemek yemek | essenSabahları ekmek yerim. — I eat bread in the morning. |
| Yorgunum. | Ich bin müde.Yorgunum. Uyumak istiyorum. — I am tired. I want to sleep. |
| zaman / saat | die ZeitSaat kaç? — What time is it? |
| aile | FamilieAilem İstanbul'da yaşıyor. — My family lives in Istanbul. |
| akşam | AbendAkşam yemeği hazırladım. — I prepared dinner. |
| anlamak | verstehenÖğretmeni çok iyi anlıyorum. — I understand the teacher very well. |
| arkadaş | Freund / FreundinArkadaşımla sinemaya gittim. — I went to the cinema with my friend. |
| beklemek | wartenOtobüs durağında bekliyorum. — I am waiting at the bus stop. |
| Bu ne kadar? | Wie viel kostet das?Bu ne kadar, otuz lira mı? — How much is this, thirty lira? |
| Bugün hava nasıl? | Wie ist das Wetter heute?Bugün hava nasıl, yağmur var mı? — How is the weather today, is it raining? |
| Bunu Türkçede nasıl söylersin? | Wie sagt man das auf Türkisch?Bunu Türkçede nasıl söylersin, bilmiyorum. — How do you say this in Turkish, I don't know. |
| büyük | großBu ev çok büyük. — This house is very big. |
| çalışmak | arbeiten / lernenBabam bir bankada çalışıyor. — My father works at a bank. |
| cevap | AntwortDoğru cevabı bilmiyorum. — I don't know the correct answer. |
| dinlenmek | sich ausruhenHafta sonu evde dinlendim. — I rested at home on the weekend. |
| doktor | Arzt / ÄrztinDoktora gitmem gerekiyor. — I need to go to the doctor. |
| fiyat | PreisBu ürünün fiyatı nedir? — What is the price of this product? |
| gelmek | kommenO, eve geç geldi. — He came home late. |
| gitmek | gehenYarın okula gideceğim. — I will go to school tomorrow. |
| Hangi saatte kalkıyor? | Um wie viel Uhr fährt er ab?Tren hangi saatte kalkıyor? — What time does the train depart? |
| hasta | krank / PatientDün çok hastaydım. — I was very sick yesterday. |
| hava | Wetter / LuftBugün hava çok soğuk. — The weather is very cold today. |
| içmek | trinkenSu içmek sağlıklıdır. — Drinking water is healthy. |
| Kaç yaşındasın? | Wie alt bist du?Kaç yaşındasın, yirmi mi? — How old are you, twenty? |
| karar vermek | entscheidenHenüz bir karar veremedim. — I haven't been able to decide yet. |
| kolay | leicht / einfachBu soru çok kolay. — This question is very easy. |
| konuşmak | sprechen / redenTürkçe konuşmaya çalışıyorum. — I am trying to speak Turkish. |
| küçük | kleinKüçük bir kedi buldum. — I found a small cat. |
| market | Supermarkt / LebensmittelladenMarketten ekmek aldım. — I bought bread from the supermarket. |
| mavi | blauMavi gözleri var. — She has blue eyes. |
| Ne zaman geleceksin? | Wann kommst du?Ne zaman geleceksin, akşam mı? — When will you come, in the evening? |
| Nerede oturuyorsun? | Wo wohnst du?Nerede oturuyorsun, şehir merkezinde mi? — Where do you live, in the city center? |
| Nereye gidiyorsun? | Wohin gehst du?Nereye gidiyorsun, markete mi? — Where are you going, to the market? |
| okumak | lesen / studierenHer gece kitap okurum. — I read a book every night. |
| pahalı | teuerBu araba çok pahalı. — This car is very expensive. |
| para | GeldCüzdanımda para yok. — There is no money in my wallet. |
| Randevu almak istiyorum. | Ich möchte einen Termin vereinbaren.Randevu almak istiyorum, yarın müsait misiniz? — I want to make an appointment, are you available tomorrow? |
| renk | FarbeEn sevdiğim renk mavidir. — My favorite color is blue. |
| rezervasyon yapmak | reservieren / eine Reservierung machenOtelde rezervasyon yaptırdım. — I made a reservation at the hotel. |
| sabah | MorgenHer sabah kahve içerim. — I drink coffee every morning. |
| sağlık | GesundheitSağlık çok önemlidir. — Health is very important. |
| satın almak | kaufen / erwerbenYeni bir telefon satın aldım. — I bought a new phone. |
| Sence ne yapmalıyım? | Was soll ich deiner Meinung nach tun?Sence ne yapmalıyım, bu işi kabul etmeli miyim? — What do you think I should do, should I accept this job? |
| seyahat etmek | reisenAvrupa'ya seyahat etmek istiyorum. — I want to travel to Europe. |
| sıcak | heiß / warmYazın hava çok sıcak olur. — The weather gets very hot in summer. |
| sormak | fragenSana bir şey sormak istiyorum. — I want to ask you something. |
| tatil | Urlaub / FerienBu yaz tatilde denize gideceğiz. — We will go to the sea on vacation this summer. |
| uçak | FlugzeugUçakla Ankara'ya gittim. — I went to Ankara by airplane. |
| ucuz | billig / günstigBu mağazada her şey ucuz. — Everything is cheap in this store. |
| Yardım edebilir misin? | Kannst du mir helfen?Yardım edebilir misin, çantam çok ağır. — Can you help me, my bag is very heavy. |
| yazmak | schreibenAnnem mektup yazdı. — My mother wrote a letter. |
| yemek | Essen / Mahlzeit / essenYemeği çok beğendim. — I really liked the food. |
| zor | schwierig / schwerTürkçe öğrenmek zor ama eğlenceli. — Learning Turkish is difficult but fun. |
| alışkanlık | GewohnheitHer sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — Drinking coffee every morning is my habit. |
| amaç | Ziel / ZweckAmacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — My goal is to learn Turkish this year. |
| anlamak | verstehenSeni çok iyi anlıyorum. — I understand you very well. |
| bağlı | verbunden / abhängigBaşarı çok çalışmaya bağlıdır. — Success depends on working hard. |
| başarmak | schaffen / erreichenSonunda bunu başardım. — I finally accomplished this. |
| Bence haklısın ama emin değilim. | Ich glaube, du hast recht, aber ich bin nicht sicher.Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — I think you are right but I am not sure, let's check again. |
| Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı. | Diese Arbeit war viel schwerer, als ich dachte.Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — This job turned out to be much harder than I thought, but I will not give up. |
| Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var. | Ich brauche mehr Informationen zu diesem Thema.Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — I need more information on this topic, I will research it. |
| Bu sözlük çok işe yarıyor. | Dieses Wörterbuch ist sehr nützlich.Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — This dictionary is very useful, I use it every day. |
| Bunu daha önce hiç yapmadım. | Das habe ich noch nie gemacht.Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — I have never done this before, but I will try. |
| Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? | Musst du das wirklich tun?Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — Do you really have to do this? Is there no other way? |
| çevirmek | übersetzen / drehenBu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — Can you translate this sentence into English? |
| çözüm | LösungHer sorunun bir çözümü vardır. — Every problem has a solution. |
| davranmak | sich verhalten / behandelnHerkese saygılı davranmalısın. — You should treat everyone respectfully. |
| deneyim | ErfahrungBu iş için deneyime ihtiyacın var. — You need experience for this job. |
| düşünmek | denken / nachdenkenBu konuda çok düşündüm. — I thought about this topic a lot. |
| etkilemek | beeinflussen / beeindruckenBu film beni çok etkiledi. — This film impressed me very much. |
| farklı | unterschiedlich / andersBu iki ülkenin kültürü çok farklı. — The culture of these two countries is very different. |
| fırsat | Gelegenheit / ChanceBu fırsatı kaçırmamalısın. — You should not miss this opportunity. |
| Geç kaldım, özür dilerim. | Ich bin spät dran, es tut mir leid.Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — I am late, I am sorry, the traffic was very bad. |
| geliştirmek | entwickeln / verbessernKendini geliştirmeye devam et. — Keep improving yourself. |
| güvenmek | vertrauenOna güvenebilirsin. — You can trust him/her. |
| hatırlamak | sich erinnernOnun adını hatırlamıyorum. — I do not remember his/her name. |
| Hava bugün çok güzel, değil mi? | Das Wetter ist heute sehr schön, nicht wahr?Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — The weather is very nice today, isn't it? Let's go outside. |
| ilerleme | FortschrittTürkçede büyük ilerleme kaydettim. — I made great progress in Turkish. |
| ilgilenmek | sich interessieren für / sich kümmern umSanatla çok ilgileniyorum. — I am very interested in art. |
| karar vermek | entscheidenYarın karar vereceğim. — I will decide tomorrow. |
| karşılaştırmak | vergleichenİki teklifi karşılaştırmalısın. — You should compare the two offers. |
| katkı | BeitragProjeye büyük katkı sağladı. — He/She made a great contribution to the project. |
| korkmak | sich fürchten / Angst habenKaranlıktan korkmuyorum. — I am not afraid of the dark. |
| merak etmek | sich fragen / neugierig seinNerede olduğunu merak ediyorum. — I wonder where he/she is. |
| Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? | Seit wann wohnst du hier?Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — How long have you been living here? How did you come here? |
| olasılık | Möglichkeit / WahrscheinlichkeitYarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — The possibility of rain tomorrow is high. |
| önermek | vorschlagen / empfehlenBu restoranı sana öneririm. — I recommend this restaurant to you. |
| Onun söylediklerine katılmıyorum. | Ich stimme dem nicht zu, was er gesagt hat.Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — I do not agree with what he/she said because he/she gave wrong information. |
| paylaşmak | teilenBu haberi seninle paylaşmak istedim. — I wanted to share this news with you. |
| planlamak | planenTatilimizi önceden planlamalıyız. — We should plan our holiday in advance. |
| Sana yardım edebilir miyim? | Kann ich dir helfen?Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — Can I help you? Let me carry your bags. |
| Sence ne yapmalıyım? | Was soll ich deiner Meinung nach tun?Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — What do you think I should do, should I go? |
| sınırlamak | begrenzen / einschränkenHarcamalarını sınırlamalısın. — You should limit your spending. |
| sorun | ProblemHiç sorunum yok. — I have no problem at all. |
| sürdürmek | aufrechterhalten / fortsetzenBu temponu sürdürmen çok zor olacak. — It will be very difficult to maintain this pace. |
| tartışmak | diskutieren / streitenBu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — I want to discuss this topic with you. |
| tartışmalı | umstrittenBu çok tartışmalı bir konu. — This is a very controversial topic. |
| Umarım yakında görüşürüz. | Ich hoffe, wir sehen uns bald.Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — I hope we meet soon, I missed you a lot. |
| üstesinden gelmek | bewältigen / überwindenBu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — You can overcome this difficulty. |
| uyum sağlamak | sich anpassenYeni ortama çabuk uyum sağladım. — I quickly adapted to the new environment. |
| vazgeçmek | aufgebenAsla vazgeçme! — Never give up! |
| yetenek | Talent / BegabungMüzik konusunda büyük bir yeteneği var. — He/She has a great talent in music. |
| zorunlu | notwendig / obligatorischBu toplantıya katılmak zorunlu mu? — Is it necessary to attend this meeting? |
| abartmak | übertreibenHer şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — If you exaggerate everything, people will start not trusting you. |
| ayrımcılık | DiskriminierungHer türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — Every form of discrimination is contrary to human rights. |
| bağımsızlık | UnabhängigkeitEkonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — Economic independence forms the basis of personal freedom. |
| belirsizlik | Unsicherheit / UngewissheitEkonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — The uncertainty in the economy is worrying people. |
| Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor. | Dieses Abkommen scheint für beide Seiten vorteilhaft zu sein.Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — This agreement seems advantageous for both parties; however, the details are not yet clear. |
| Bu konuda kesin bir karar vermek zor. | Es ist schwer, in dieser Sache eine endgültige Entscheidung zu treffen.Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — It is difficult to make a definitive decision on this matter because there are too many variables. |
| Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı. | Unter diesen Bedingungen zu arbeiten ist wirklich schwierig geworden.Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — Working under these conditions has become really difficult; many employees are complaining. |
| Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor. | Wir müssen dieses Projekt abschließen, ohne unser Budget zu überschreiten.Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — We need to complete this project without exceeding our budget, otherwise we will face problems. |
| bütünleşmek | sich integrieren / verschmelzenGöçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — Immigrants make great efforts to integrate into their new countries. |
| çekinmek | zögern / sich scheuenSorularını sormaktan asla çekinme. — Never hesitate to ask your questions. |
| çelişki | WiderspruchSöyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — There is a great contradiction between what they say and what they do. |
| Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi. | Es ist Zeit, gegen die Umweltverschmutzung vorzugehen.Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — The time has come to take action against environmental pollution; we can no longer afford to wait. |
| çözüme kavuşturmak | lösen / einer Lösung zuführenİki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — They resolved the dispute between the two countries through diplomatic means. |
| dayanışma | SolidaritätAfet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — Social solidarity is of great importance during times of disaster. |
| dönüşüm | Wandel / TransformationDijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — Digital transformation is radically changing the business world. |
| ertelemek | aufschieben / verschiebenÖdevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — If I keep postponing my homework, I will struggle a lot during exam period. |
| farkındalık | Bewusstsein / AchtsamkeitÇevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — Creating awareness about the environment is very important. |
| Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz. | Man kann die Zukunft nicht gestalten, ohne aus der Vergangenheit zu lernen.Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — You cannot shape the future without learning from the past; this applies to every society. |
| göz ardı etmek | ignorieren / außer Acht lassenBu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — We can no longer ignore this important problem. |
| güvenilirlik | Zuverlässigkeit / GlaubwürdigkeitBir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — The most important feature of a newspaper is its credibility. |
| Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor. | Es wird erwartet, dass jeder an dieser Besprechung teilnimmt.Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — Everyone is expected to attend this meeting; please check your calendars. |
| ileri sürmek | behaupten / vorbringenAvukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — The lawyer argued that his client was innocent. |
| ivedilikle | dringend / umgehendBu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — This problem must be addressed and resolved urgently. |
| kaçınmak | vermeiden / sich enthaltenSağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — I avoid eating fast food to stay healthy. |
| kanıtlamak | beweisen / nachweisenTeorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — He conducted research for years to prove his theory. |
| kapsamlı | umfassend / umfangreichBu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — A comprehensive research needs to be conducted on this topic. |
| karmaşık | komplex / kompliziertBu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — This mathematical problem looks very complex at first glance. |
| katkıda bulunmak | beitragenHerkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — Everyone can do something to contribute to society. |
| küreselleşme | GlobalisierungKüreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — Thanks to globalization, different cultures get to know each other better. |
| Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun. | Je mehr du arbeitest, desto erfolgreicher wirst du sein.Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — The harder you work, the more successful you will be; this is a simple truth. |
| öne sürmek | aufstellen / behauptenBilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — The scientist put forward a new theory and supported it with evidence. |
| öngörmek | vorhersehen / voraussehenUzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — Experts had foreseen this economic crisis years ago. |
| Onun söyledikleri beni derinden etkiledi. | Was sie sagte, hat mich tief bewegt.Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — What she said deeply affected me and changed my perspective. |
| önyargı | VorurteilÖnyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — We should try to get to know people by staying away from prejudices. |
| özgüven | SelbstvertrauenBaşarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — You need to have strong self-confidence to be successful. |
| Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz. | Wir sehen Sie als den geeignetsten Kandidaten für diese Position.Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — We see you as the most suitable candidate for this position and want to work with you. |
| sınırlandırmak | begrenzen / einschränkenHükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — The government passed new laws to limit plastic use. |
| somutlaştırmak | konkretisieren / greifbar machenFikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — We prepared a detailed plan to materialize our ideas. |
| Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. | Neuere Forschungen zeigen vielversprechende Ergebnisse bei der Behandlung dieser Krankheit.Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — Recent research shows promising results in the treatment of this disease. |
| sorgulamak | hinterfragen / verhörenEleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — Critical thinking requires questioning everything. |
| sürdürülebilir | nachhaltigSürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — Sustainable energy sources are critically important for our future. |
| tartışmak | diskutieren / debattierenToplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — We discussed the new project for hours in the meeting. |
| Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor. | Die rasante Entwicklung der Technologie beeinflusst die Gesellschaft tiefgreifend.Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — The rapid development of technology deeply affects society and changes habits. |
| uyum sağlamak | sich anpassenYeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — It took a few months to adapt to living in the new city. |
| Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız. | Langfristig werden Sie eine Rendite auf diese Investition erhalten.Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — In the long run, you will get a return on this investment; you just need to be patient. |
| vazgeçmek | aufgebenHayallerinden asla vazgeçmemelisin. — You should never give up on your dreams. |
| yanıltıcı | irreführend / täuschendBu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — The information in this advertisement is quite misleading and directs people wrongly. |
| yansımak | sich spiegeln / reflektiert werdenGüneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — The sunlight was beautifully reflecting off the surface of the lake. |
| yetersiz | unzureichend / ungenügendVerilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — The given time is insufficient for such a large project. |
| zorunluluk | Notwendigkeit / ZwangYabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — Learning a foreign language has now become a necessity. |