Die wichtigsten Wörter auf Türkisch

Die wichtigsten Türkisch Wörter nach Niveau, mit Bedeutung und Beispielsätzen. Kostenlos.

Niveau A1

Açım.Ich habe Hunger.Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim? — I am hungry. Can I have some food?
Adın ne?Wie heißt du?Adın ne? Benim adım Tom. — What is your name? My name is Tom.
Anlamıyorum.Ich verstehe nicht.Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin? — I don't understand. Can you repeat that?
annedie MutterAnnem bir öğretmen. — My mother is a teacher.
arabadas AutoBabamın kırmızı bir arabası var. — My father has a red car.
arkadaşder FreundO benim en iyi arkadaşım. — She is my best friend.
babader VaterBabam bir ofiste çalışır. — My father works in an office.
Bana yardım edebilir misin?Kannst du mir helfen?Bana yardım edebilir misin? Kayboldum. — Can you help me? I am lost.
Banyo nerede?Wo ist die Toilette?Affedersiniz, banyo nerede? — Excuse me, where is the bathroom?
Bir kahve istiyorum, lütfen.Ich hätte gern einen Kaffee, bitte.Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü. — I would like a coffee, please. With milk.
büyükgroßFil çok büyük. — The elephant is very big.
çalışmakarbeitenO bir hastanede çalışır. — She works at a hospital.
elmader ApfelHer sabah bir elma yerim. — I eat an apple every morning.
evdas HausBenim evim büyük. — My house is big.
evetjaEvet, ben buradayım. — Yes, I am here.
gitmekgehenHer gün okula giderim. — I go to school every day.
günder TagBugün güzel bir gün. — Today is a beautiful day.
Günaydın!Guten Morgen!Günaydın! Nasılsın? — Good morning! How are you?
hayırneinHayır, teşekkür ederim. — No, thank you.
içmektrinkenSabahları kahve içerim. — I drink coffee in the morning.
ihtiyacı olmakbrauchenBir doktora ihtiyacım var. — I need a doctor.
İstanbul'da yaşıyorum.Ich lebe in Istanbul.İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir. — I live in Istanbul. It is a big city.
istemekwollenBir fincan çay istiyorum, lütfen. — I want a cup of tea, please.
kedidie KatzeKedi küçük. — The cat is small.
kitapdas BuchBu kitap ilginç. — This book is interesting.
konuşmaksprechenİngilizce konuşuyor musun? — Do you speak English?
köpekder HundBir köpeğim var. — I have a dog.
küçükkleinKüçük bir odam var. — I have a small room.
masader TischKitap masanın üzerinde. — The book is on the table.
merhabahalloMerhaba, benim adım Anna. — Hello, my name is Anna.
mutluglücklichBugün mutluyum. — I am happy today.
Nasılsın?Wie geht es dir?Nasılsın? İyiyim, teşekkürler. — How are you? I am fine, thanks.
Ne kadar?Wie viel kostet das?Ne kadar? Beş euro. — How much does it cost? It is five euros.
okuldie SchuleOkul evimin yakınında. — The school is near my house.
okumaklesenHer gece bir kitap okurum. — I read a book every night.
olmakseinMutlu olmak istiyorum. — I want to be happy.
paradas GeldHiç param yok. — I don't have any money.
Saat kaçta açılıyor?Wann öffnet es?Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor. — What time does it open? It opens at nine.
sahip olmakhabenİki kız kardeşim var. — I have two sisters.
sandalyeder StuhlLütfen sandalyeye oturun. — Please sit on the chair.
şehirdie StadtLondra çok büyük bir şehir. — London is a very big city.
sevmek / beğenmekmögenPizzayı çok severim. — I like pizza very much.
sıcakheißBugün çok sıcak. — It is very hot today.
soğukkaltSu çok soğuk. — The water is very cold.
sudas WasserHer gün su içerim. — I drink water every day.
sütdie MilchÇocuklar her gün süt içer. — Children drink milk every day.
yaşamaklebenKüçük bir köyde yaşıyorlar. — They live in a small village.
yemek yemekessenSabahları ekmek yerim. — I eat bread in the morning.
Yorgunum.Ich bin müde.Yorgunum. Uyumak istiyorum. — I am tired. I want to sleep.
zaman / saatdie ZeitSaat kaç? — What time is it?

Niveau A2

aileFamilieAilem İstanbul'da yaşıyor. — My family lives in Istanbul.
akşamAbendAkşam yemeği hazırladım. — I prepared dinner.
anlamakverstehenÖğretmeni çok iyi anlıyorum. — I understand the teacher very well.
arkadaşFreund / FreundinArkadaşımla sinemaya gittim. — I went to the cinema with my friend.
beklemekwartenOtobüs durağında bekliyorum. — I am waiting at the bus stop.
Bu ne kadar?Wie viel kostet das?Bu ne kadar, otuz lira mı? — How much is this, thirty lira?
Bugün hava nasıl?Wie ist das Wetter heute?Bugün hava nasıl, yağmur var mı? — How is the weather today, is it raining?
Bunu Türkçede nasıl söylersin?Wie sagt man das auf Türkisch?Bunu Türkçede nasıl söylersin, bilmiyorum. — How do you say this in Turkish, I don't know.
büyükgroßBu ev çok büyük. — This house is very big.
çalışmakarbeiten / lernenBabam bir bankada çalışıyor. — My father works at a bank.
cevapAntwortDoğru cevabı bilmiyorum. — I don't know the correct answer.
dinlenmeksich ausruhenHafta sonu evde dinlendim. — I rested at home on the weekend.
doktorArzt / ÄrztinDoktora gitmem gerekiyor. — I need to go to the doctor.
fiyatPreisBu ürünün fiyatı nedir? — What is the price of this product?
gelmekkommenO, eve geç geldi. — He came home late.
gitmekgehenYarın okula gideceğim. — I will go to school tomorrow.
Hangi saatte kalkıyor?Um wie viel Uhr fährt er ab?Tren hangi saatte kalkıyor? — What time does the train depart?
hastakrank / PatientDün çok hastaydım. — I was very sick yesterday.
havaWetter / LuftBugün hava çok soğuk. — The weather is very cold today.
içmektrinkenSu içmek sağlıklıdır. — Drinking water is healthy.
Kaç yaşındasın?Wie alt bist du?Kaç yaşındasın, yirmi mi? — How old are you, twenty?
karar vermekentscheidenHenüz bir karar veremedim. — I haven't been able to decide yet.
kolayleicht / einfachBu soru çok kolay. — This question is very easy.
konuşmaksprechen / redenTürkçe konuşmaya çalışıyorum. — I am trying to speak Turkish.
küçükkleinKüçük bir kedi buldum. — I found a small cat.
marketSupermarkt / LebensmittelladenMarketten ekmek aldım. — I bought bread from the supermarket.
maviblauMavi gözleri var. — She has blue eyes.
Ne zaman geleceksin?Wann kommst du?Ne zaman geleceksin, akşam mı? — When will you come, in the evening?
Nerede oturuyorsun?Wo wohnst du?Nerede oturuyorsun, şehir merkezinde mi? — Where do you live, in the city center?
Nereye gidiyorsun?Wohin gehst du?Nereye gidiyorsun, markete mi? — Where are you going, to the market?
okumaklesen / studierenHer gece kitap okurum. — I read a book every night.
pahalıteuerBu araba çok pahalı. — This car is very expensive.
paraGeldCüzdanımda para yok. — There is no money in my wallet.
Randevu almak istiyorum.Ich möchte einen Termin vereinbaren.Randevu almak istiyorum, yarın müsait misiniz? — I want to make an appointment, are you available tomorrow?
renkFarbeEn sevdiğim renk mavidir. — My favorite color is blue.
rezervasyon yapmakreservieren / eine Reservierung machenOtelde rezervasyon yaptırdım. — I made a reservation at the hotel.
sabahMorgenHer sabah kahve içerim. — I drink coffee every morning.
sağlıkGesundheitSağlık çok önemlidir. — Health is very important.
satın almakkaufen / erwerbenYeni bir telefon satın aldım. — I bought a new phone.
Sence ne yapmalıyım?Was soll ich deiner Meinung nach tun?Sence ne yapmalıyım, bu işi kabul etmeli miyim? — What do you think I should do, should I accept this job?
seyahat etmekreisenAvrupa'ya seyahat etmek istiyorum. — I want to travel to Europe.
sıcakheiß / warmYazın hava çok sıcak olur. — The weather gets very hot in summer.
sormakfragenSana bir şey sormak istiyorum. — I want to ask you something.
tatilUrlaub / FerienBu yaz tatilde denize gideceğiz. — We will go to the sea on vacation this summer.
uçakFlugzeugUçakla Ankara'ya gittim. — I went to Ankara by airplane.
ucuzbillig / günstigBu mağazada her şey ucuz. — Everything is cheap in this store.
Yardım edebilir misin?Kannst du mir helfen?Yardım edebilir misin, çantam çok ağır. — Can you help me, my bag is very heavy.
yazmakschreibenAnnem mektup yazdı. — My mother wrote a letter.
yemekEssen / Mahlzeit / essenYemeği çok beğendim. — I really liked the food.
zorschwierig / schwerTürkçe öğrenmek zor ama eğlenceli. — Learning Turkish is difficult but fun.

Niveau B1

alışkanlıkGewohnheitHer sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — Drinking coffee every morning is my habit.
amaçZiel / ZweckAmacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — My goal is to learn Turkish this year.
anlamakverstehenSeni çok iyi anlıyorum. — I understand you very well.
bağlıverbunden / abhängigBaşarı çok çalışmaya bağlıdır. — Success depends on working hard.
başarmakschaffen / erreichenSonunda bunu başardım. — I finally accomplished this.
Bence haklısın ama emin değilim.Ich glaube, du hast recht, aber ich bin nicht sicher.Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — I think you are right but I am not sure, let's check again.
Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı.Diese Arbeit war viel schwerer, als ich dachte.Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — This job turned out to be much harder than I thought, but I will not give up.
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.Ich brauche mehr Informationen zu diesem Thema.Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — I need more information on this topic, I will research it.
Bu sözlük çok işe yarıyor.Dieses Wörterbuch ist sehr nützlich.Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — This dictionary is very useful, I use it every day.
Bunu daha önce hiç yapmadım.Das habe ich noch nie gemacht.Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — I have never done this before, but I will try.
Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten?Musst du das wirklich tun?Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — Do you really have to do this? Is there no other way?
çevirmekübersetzen / drehenBu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — Can you translate this sentence into English?
çözümLösungHer sorunun bir çözümü vardır. — Every problem has a solution.
davranmaksich verhalten / behandelnHerkese saygılı davranmalısın. — You should treat everyone respectfully.
deneyimErfahrungBu iş için deneyime ihtiyacın var. — You need experience for this job.
düşünmekdenken / nachdenkenBu konuda çok düşündüm. — I thought about this topic a lot.
etkilemekbeeinflussen / beeindruckenBu film beni çok etkiledi. — This film impressed me very much.
farklıunterschiedlich / andersBu iki ülkenin kültürü çok farklı. — The culture of these two countries is very different.
fırsatGelegenheit / ChanceBu fırsatı kaçırmamalısın. — You should not miss this opportunity.
Geç kaldım, özür dilerim.Ich bin spät dran, es tut mir leid.Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — I am late, I am sorry, the traffic was very bad.
geliştirmekentwickeln / verbessernKendini geliştirmeye devam et. — Keep improving yourself.
güvenmekvertrauenOna güvenebilirsin. — You can trust him/her.
hatırlamaksich erinnernOnun adını hatırlamıyorum. — I do not remember his/her name.
Hava bugün çok güzel, değil mi?Das Wetter ist heute sehr schön, nicht wahr?Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — The weather is very nice today, isn't it? Let's go outside.
ilerlemeFortschrittTürkçede büyük ilerleme kaydettim. — I made great progress in Turkish.
ilgilenmeksich interessieren für / sich kümmern umSanatla çok ilgileniyorum. — I am very interested in art.
karar vermekentscheidenYarın karar vereceğim. — I will decide tomorrow.
karşılaştırmakvergleichenİki teklifi karşılaştırmalısın. — You should compare the two offers.
katkıBeitragProjeye büyük katkı sağladı. — He/She made a great contribution to the project.
korkmaksich fürchten / Angst habenKaranlıktan korkmuyorum. — I am not afraid of the dark.
merak etmeksich fragen / neugierig seinNerede olduğunu merak ediyorum. — I wonder where he/she is.
Ne zamandan beri burada yaşıyorsun?Seit wann wohnst du hier?Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — How long have you been living here? How did you come here?
olasılıkMöglichkeit / WahrscheinlichkeitYarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — The possibility of rain tomorrow is high.
önermekvorschlagen / empfehlenBu restoranı sana öneririm. — I recommend this restaurant to you.
Onun söylediklerine katılmıyorum.Ich stimme dem nicht zu, was er gesagt hat.Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — I do not agree with what he/she said because he/she gave wrong information.
paylaşmakteilenBu haberi seninle paylaşmak istedim. — I wanted to share this news with you.
planlamakplanenTatilimizi önceden planlamalıyız. — We should plan our holiday in advance.
Sana yardım edebilir miyim?Kann ich dir helfen?Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — Can I help you? Let me carry your bags.
Sence ne yapmalıyım?Was soll ich deiner Meinung nach tun?Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — What do you think I should do, should I go?
sınırlamakbegrenzen / einschränkenHarcamalarını sınırlamalısın. — You should limit your spending.
sorunProblemHiç sorunum yok. — I have no problem at all.
sürdürmekaufrechterhalten / fortsetzenBu temponu sürdürmen çok zor olacak. — It will be very difficult to maintain this pace.
tartışmakdiskutieren / streitenBu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — I want to discuss this topic with you.
tartışmalıumstrittenBu çok tartışmalı bir konu. — This is a very controversial topic.
Umarım yakında görüşürüz.Ich hoffe, wir sehen uns bald.Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — I hope we meet soon, I missed you a lot.
üstesinden gelmekbewältigen / überwindenBu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — You can overcome this difficulty.
uyum sağlamaksich anpassenYeni ortama çabuk uyum sağladım. — I quickly adapted to the new environment.
vazgeçmekaufgebenAsla vazgeçme! — Never give up!
yetenekTalent / BegabungMüzik konusunda büyük bir yeteneği var. — He/She has a great talent in music.
zorunlunotwendig / obligatorischBu toplantıya katılmak zorunlu mu? — Is it necessary to attend this meeting?

Niveau B2

abartmakübertreibenHer şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — If you exaggerate everything, people will start not trusting you.
ayrımcılıkDiskriminierungHer türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — Every form of discrimination is contrary to human rights.
bağımsızlıkUnabhängigkeitEkonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — Economic independence forms the basis of personal freedom.
belirsizlikUnsicherheit / UngewissheitEkonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — The uncertainty in the economy is worrying people.
Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor.Dieses Abkommen scheint für beide Seiten vorteilhaft zu sein.Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — This agreement seems advantageous for both parties; however, the details are not yet clear.
Bu konuda kesin bir karar vermek zor.Es ist schwer, in dieser Sache eine endgültige Entscheidung zu treffen.Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — It is difficult to make a definitive decision on this matter because there are too many variables.
Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı.Unter diesen Bedingungen zu arbeiten ist wirklich schwierig geworden.Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — Working under these conditions has become really difficult; many employees are complaining.
Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor.Wir müssen dieses Projekt abschließen, ohne unser Budget zu überschreiten.Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — We need to complete this project without exceeding our budget, otherwise we will face problems.
bütünleşmeksich integrieren / verschmelzenGöçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — Immigrants make great efforts to integrate into their new countries.
çekinmekzögern / sich scheuenSorularını sormaktan asla çekinme. — Never hesitate to ask your questions.
çelişkiWiderspruchSöyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — There is a great contradiction between what they say and what they do.
Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi.Es ist Zeit, gegen die Umweltverschmutzung vorzugehen.Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — The time has come to take action against environmental pollution; we can no longer afford to wait.
çözüme kavuşturmaklösen / einer Lösung zuführenİki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — They resolved the dispute between the two countries through diplomatic means.
dayanışmaSolidaritätAfet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — Social solidarity is of great importance during times of disaster.
dönüşümWandel / TransformationDijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — Digital transformation is radically changing the business world.
ertelemekaufschieben / verschiebenÖdevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — If I keep postponing my homework, I will struggle a lot during exam period.
farkındalıkBewusstsein / AchtsamkeitÇevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — Creating awareness about the environment is very important.
Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz.Man kann die Zukunft nicht gestalten, ohne aus der Vergangenheit zu lernen.Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — You cannot shape the future without learning from the past; this applies to every society.
göz ardı etmekignorieren / außer Acht lassenBu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — We can no longer ignore this important problem.
güvenilirlikZuverlässigkeit / GlaubwürdigkeitBir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — The most important feature of a newspaper is its credibility.
Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor.Es wird erwartet, dass jeder an dieser Besprechung teilnimmt.Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — Everyone is expected to attend this meeting; please check your calendars.
ileri sürmekbehaupten / vorbringenAvukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — The lawyer argued that his client was innocent.
ivedilikledringend / umgehendBu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — This problem must be addressed and resolved urgently.
kaçınmakvermeiden / sich enthaltenSağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — I avoid eating fast food to stay healthy.
kanıtlamakbeweisen / nachweisenTeorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — He conducted research for years to prove his theory.
kapsamlıumfassend / umfangreichBu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — A comprehensive research needs to be conducted on this topic.
karmaşıkkomplex / kompliziertBu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — This mathematical problem looks very complex at first glance.
katkıda bulunmakbeitragenHerkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — Everyone can do something to contribute to society.
küreselleşmeGlobalisierungKüreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — Thanks to globalization, different cultures get to know each other better.
Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun.Je mehr du arbeitest, desto erfolgreicher wirst du sein.Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — The harder you work, the more successful you will be; this is a simple truth.
öne sürmekaufstellen / behauptenBilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — The scientist put forward a new theory and supported it with evidence.
öngörmekvorhersehen / voraussehenUzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — Experts had foreseen this economic crisis years ago.
Onun söyledikleri beni derinden etkiledi.Was sie sagte, hat mich tief bewegt.Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — What she said deeply affected me and changed my perspective.
önyargıVorurteilÖnyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — We should try to get to know people by staying away from prejudices.
özgüvenSelbstvertrauenBaşarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — You need to have strong self-confidence to be successful.
Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz.Wir sehen Sie als den geeignetsten Kandidaten für diese Position.Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — We see you as the most suitable candidate for this position and want to work with you.
sınırlandırmakbegrenzen / einschränkenHükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — The government passed new laws to limit plastic use.
somutlaştırmakkonkretisieren / greifbar machenFikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — We prepared a detailed plan to materialize our ideas.
Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor.Neuere Forschungen zeigen vielversprechende Ergebnisse bei der Behandlung dieser Krankheit.Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — Recent research shows promising results in the treatment of this disease.
sorgulamakhinterfragen / verhörenEleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — Critical thinking requires questioning everything.
sürdürülebilirnachhaltigSürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — Sustainable energy sources are critically important for our future.
tartışmakdiskutieren / debattierenToplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — We discussed the new project for hours in the meeting.
Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor.Die rasante Entwicklung der Technologie beeinflusst die Gesellschaft tiefgreifend.Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — The rapid development of technology deeply affects society and changes habits.
uyum sağlamaksich anpassenYeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — It took a few months to adapt to living in the new city.
Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız.Langfristig werden Sie eine Rendite auf diese Investition erhalten.Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — In the long run, you will get a return on this investment; you just need to be patient.
vazgeçmekaufgebenHayallerinden asla vazgeçmemelisin. — You should never give up on your dreams.
yanıltıcıirreführend / täuschendBu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — The information in this advertisement is quite misleading and directs people wrongly.
yansımaksich spiegeln / reflektiert werdenGüneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — The sunlight was beautifully reflecting off the surface of the lake.
yetersizunzureichend / ungenügendVerilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — The given time is insufficient for such a large project.
zorunlulukNotwendigkeit / ZwangYabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — Learning a foreign language has now become a necessity.