أكثر الكلمات التركية استخدامًا

أكثر الكلمات التركية استخدامًا حسب المستوى: المعاني وأمثلة الجمل والنطق، من A1 إلى C2. مجانًا وبلا تسجيل، ويمكن مراجعتها ببطاقات المفردات.

المستوى A1

Açım.
أنا جائع.Açım. Biraz yiyecek alabilir miyim? — أنا جائع. هل يمكنني الحصول على بعض الطعام؟
Adın ne?
ما اسمك؟Adın ne? Benim adım Tom. — ما اسمك؟ اسمي توم.
Anlamıyorum.
لا أفهم.Anlamıyorum. Tekrar edebilir misin? — لا أفهم. هل يمكنك أن تكرر ذلك؟
anne
أمAnnem bir öğretmen. — أمي معلمة.
araba
سيارةBabamın kırmızı bir arabası var. — لدى والدي سيارة حمراء.
arkadaş
صديقO benim en iyi arkadaşım. — هي صديقتي المفضلة.
baba
أبBabam bir ofiste çalışır. — أبي يعمل في مكتب.
Bana yardım edebilir misin?
هل يمكنك مساعدتي؟Bana yardım edebilir misin? Kayboldum. — هل يمكنك مساعدتي؟ أنا تائه.
Banyo nerede?
أين الحمام؟Affedersiniz, banyo nerede? — عذراً، أين الحمام؟
Bir kahve istiyorum, lütfen.
أريد قهوة من فضلك.Bir kahve istiyorum, lütfen. Sütlü. — أريد قهوة من فضلك. مع الحليب.
büyük
كبيرFil çok büyük. — الفيل كبير جداً.
çalışmak
يعملO bir hastanede çalışır. — تعمل في مستشفى.
elma
تفاحةHer sabah bir elma yerim. — آكل تفاحة كل صباح.
ev
منزلBenim evim büyük. — منزلي كبير.
evet
نعمEvet, ben buradayım. — نعم، أنا هنا.
gitmek
يذهبHer gün okula giderim. — أذهب إلى المدرسة كل يوم.
gün
يومBugün güzel bir gün. — اليوم يوم جميل.
Günaydın!
صباح الخير!Günaydın! Nasılsın? — صباح الخير! كيف حالك؟
hayır
لاHayır, teşekkür ederim. — لا، شكراً.
içmek
يشربSabahları kahve içerim. — أشرب القهوة في الصباح.
ihtiyacı olmak
يحتاجBir doktora ihtiyacım var. — أحتاج إلى طبيب.
İstanbul'da yaşıyorum.
أعيش في إسطنبول.İstanbul'da yaşıyorum. Büyük bir şehir. — أعيش في إسطنبول. إنها مدينة كبيرة.
istemek
يريدBir fincan çay istiyorum, lütfen. — أريد كوباً من الشاي، من فضلك.
kedi
قطةKedi küçük. — القطة صغيرة.
kitap
كتابBu kitap ilginç. — هذا الكتاب ممتع.
konuşmak
يتحدثİngilizce konuşuyor musun? — هل تتحدث الإنجليزية؟
köpek
كلبBir köpeğim var. — لدي كلب.
küçük
صغيرKüçük bir odam var. — لدي غرفة صغيرة.
masa
طاولةKitap masanın üzerinde. — الكتاب على الطاولة.
merhaba
مرحباMerhaba, benim adım Anna. — مرحباً، اسمي آنا.
mutlu
سعيدBugün mutluyum. — أنا سعيد اليوم.
Nasılsın?
كيف حالك؟Nasılsın? İyiyim, teşekkürler. — كيف حالك؟ أنا بخير، شكراً.
Ne kadar?
كم يكلف هذا؟Ne kadar? Beş euro. — كم يكلف هذا؟ يكلف خمسة يورو.
okul
مدرسةOkul evimin yakınında. — المدرسة قريبة من منزلي.
okumak
يقرأHer gece bir kitap okurum. — أقرأ كتاباً كل ليلة.
olmak
يكونMutlu olmak istiyorum. — أريد أن أكون سعيداً.
para
مالHiç param yok. — ليس لدي أي مال.
Saat kaçta açılıyor?
متى يفتح؟Saat kaçta açılıyor? Dokuzda açılıyor. — متى يفتح؟ يفتح الساعة التاسعة.
sahip olmak
يملكİki kız kardeşim var. — لدي أختان.
sandalye
كرسيLütfen sandalyeye oturun. — من فضلك اجلس على الكرسي.
şehir
مدينةLondra çok büyük bir şehir. — لندن مدينة كبيرة جداً.
sevmek / beğenmek
يحبPizzayı çok severim. — أحب البيتزا كثيراً.
sıcak
حارBugün çok sıcak. — الجو حار جداً اليوم.
soğuk
باردSu çok soğuk. — الماء بارد جداً.
su
ماءHer gün su içerim. — أشرب الماء كل يوم.
süt
حليبÇocuklar her gün süt içer. — يشرب الأطفال الحليب كل يوم.
yaşamak
يعيشKüçük bir köyde yaşıyorlar. — يعيشون في قرية صغيرة.
yemek yemek
يأكلSabahları ekmek yerim. — آكل الخبز في الصباح.
Yorgunum.
أنا متعب.Yorgunum. Uyumak istiyorum. — أنا متعب. أريد أن أنام.
zaman / saat
وقتSaat kaç? — كم الساعة؟

المستوى A2

aile
عائلة / أسرةAilem İstanbul'da yaşıyor. — عائلتي تعيش في إسطنبول.
akşam
مساءAkşam yemeği hazırladım. — أعددت العشاء.
anlamak
يفهمÖğretmeni çok iyi anlıyorum. — أفهم المعلم جيدًا.
arkadaş
صديقArkadaşımla sinemaya gittim. — ذهبت إلى السينما مع صديقي.
beklemek
ينتظرOtobüs durağında bekliyorum. — أنا أنتظر في محطة الحافلات.
Bu ne kadar?
بكم هذا؟Bu ne kadar, otuz lira mı? — بكم هذا، ثلاثون ليرة؟
Bugün hava nasıl?
كيف الطقس اليوم؟Bugün hava nasıl, yağmur var mı? — كيف الطقس اليوم، هل تمطر؟
Bunu Türkçede nasıl söylersin?
كيف تقول هذا بالتركية؟Bunu Türkçede nasıl söylersin, bilmiyorum. — كيف تقول هذا بالتركية؟ لا أعرف.
büyük
كبيرBu ev çok büyük. — هذا البيت كبير جدًا.
çalışmak
يعمل / يدرسBabam bir bankada çalışıyor. — يعمل والدي في بنك.
cevap
جواب / إجابةDoğru cevabı bilmiyorum. — لا أعرف الإجابة الصحيحة.
dinlenmek
يرتاح / يستريحHafta sonu evde dinlendim. — ارتحت في البيت في عطلة نهاية الأسبوع.
doktor
طبيب / دكتورDoktora gitmem gerekiyor. — عليّ أن أذهب إلى الطبيب.
fiyat
سعرBu ürünün fiyatı nedir? — ما سعر هذا المنتج؟
gelmek
يأتيO, eve geç geldi. — عاد إلى البيت متأخرًا.
gitmek
يذهبYarın okula gideceğim. — سأذهب إلى المدرسة غدًا.
Hangi saatte kalkıyor?
في أي ساعة يقلع/يغادر؟Tren hangi saatte kalkıyor? — في أي ساعة يغادر القطار؟
hasta
مريضDün çok hastaydım. — كنت مريضًا جدًا أمس.
hava
طقس / هواءBugün hava çok soğuk. — الجو بارد جدًا اليوم.
içmek
يشربSu içmek sağlıklıdır. — شرب الماء صحّي.
Kaç yaşındasın?
كم عمرك؟Kaç yaşındasın, yirmi mi? — كم عمرك، عشرون؟
karar vermek
يقرّرHenüz bir karar veremedim. — لم أتمكّن من اتخاذ قرار بعد.
kolay
سهلBu soru çok kolay. — هذا السؤال سهل جدًا.
konuşmak
يتحدّث / يتكلّمTürkçe konuşmaya çalışıyorum. — أحاول أن أتحدّث التركية.
küçük
صغيرKüçük bir kedi buldum. — وجدت قطة صغيرة.
market
سوبر ماركت / بقالةMarketten ekmek aldım. — اشتريت الخبز من المتجر.
mavi
أزرقMavi gözleri var. — لديها عينان زرقاوان.
Ne zaman geleceksin?
متى ستأتي؟Ne zaman geleceksin, akşam mı? — متى ستأتي، في المساء؟
Nerede oturuyorsun?
أين تسكن؟Nerede oturuyorsun, şehir merkezinde mi? — أين تسكن، في وسط المدينة؟
Nereye gidiyorsun?
إلى أين تذهب؟Nereye gidiyorsun, markete mi? — إلى أين تذهب، إلى المتجر؟
okumak
يقرأ / يدرسHer gece kitap okurum. — أقرأ كتابًا كل ليلة.
pahalı
غالي / باهظBu araba çok pahalı. — هذه السيارة غالية جدًا.
para
مال / نقودCüzdanımda para yok. — ليس لديّ مال في محفظتي.
Randevu almak istiyorum.
أريد أن أحجز موعدًا.Randevu almak istiyorum, yarın müsait misiniz? — أريد أن أحجز موعدًا؛ هل أنت متاح غدًا؟
renk
لونEn sevdiğim renk mavidir. — لوني المفضّل هو الأزرق.
rezervasyon yapmak
يحجز / يقوم بحجزOtelde rezervasyon yaptırdım. — قمت بحجز في الفندق.
sabah
صباحHer sabah kahve içerim. — أشرب القهوة كل صباح.
sağlık
صحةSağlık çok önemlidir. — الصحة مهمة جدًا.
satın almak
يشتريYeni bir telefon satın aldım. — اشتريت هاتفًا جديدًا.
Sence ne yapmalıyım?
برأيك ماذا يجب أن أفعل؟Sence ne yapmalıyım, bu işi kabul etmeli miyim? — برأيك ماذا يجب أن أفعل، هل أقبل هذه الوظيفة؟
seyahat etmek
يسافرAvrupa'ya seyahat etmek istiyorum. — أريد أن أسافر إلى أوروبا.
sıcak
حارّ / ساخنYazın hava çok sıcak olur. — يصبح الجو حارًا جدًا في الصيف.
sormak
يسألSana bir şey sormak istiyorum. — أريد أن أسألك شيئًا.
tatil
عطلة / إجازةBu yaz tatilde denize gideceğiz. — هذا الصيف سنذهب إلى البحر في العطلة.
uçak
طائرةUçakla Ankara'ya gittim. — ذهبت إلى أنقرة بالطائرة.
ucuz
رخيصBu mağazada her şey ucuz. — كل شيء رخيص في هذا المتجر.
Yardım edebilir misin?
هل يمكنك مساعدتي؟Yardım edebilir misin, çantam çok ağır. — هل يمكنك مساعدتي؟ حقيبتي ثقيلة جدًا.
yazmak
يكتبAnnem mektup yazdı. — كتبت أمي رسالة.
yemek
طعام / وجبة / يأكلYemeği çok beğendim. — أعجبني الطعام كثيرًا.
zor
صعبTürkçe öğrenmek zor ama eğlenceli. — تعلّم التركية صعب لكنه ممتع.

المستوى B1

alışkanlık
عادةHer sabah kahve içmek benim alışkanlığım. — شرب القهوة كل صباح عادتي.
amaç
هدف / غايةAmacım bu yıl Türkçe öğrenmek. — هدفي هو تعلّم التركية هذا العام.
anlamak
يفهمSeni çok iyi anlıyorum. — أفهمك جيدًا.
bağlı
مرتبط / متوقّف علىBaşarı çok çalışmaya bağlıdır. — النجاح يعتمد على العمل الجاد.
başarmak
ينجح في / يحقّقSonunda bunu başardım. — أخيرًا نجحت في ذلك.
Bence haklısın ama emin değilim.
أعتقد أنك محقّ، لكنني لست متأكدًا.Bence haklısın ama emin değilim, bir daha kontrol edelim. — أعتقد أنك محقّ، لكنني لست متأكدًا؛ لنتحقّق مرة أخرى.
Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı.
تبيّن أن هذا العمل أصعب بكثير مما ظننت.Bu iş düşündüğümden çok daha zor çıktı ama vazgeçmeyeceğim. — تبيّن أن هذا العمل أصعب بكثير مما ظننت، لكنني لن أستسلم.
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.
أحتاج إلى مزيد من المعلومات حول هذا الموضوع.Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var, araştıracağım. — أحتاج إلى مزيد من المعلومات حول هذا الموضوع؛ سأبحث عنه.
Bu sözlük çok işe yarıyor.
هذا القاموس مفيد جدًا.Bu sözlük çok işe yarıyor, her gün kullanıyorum. — هذا القاموس مفيد جدًا؛ أستخدمه كل يوم.
Bunu daha önce hiç yapmadım.
لم أفعل هذا من قبل قط.Bunu daha önce hiç yapmadım, ama deneyeceğim. — لم أفعل هذا من قبل قط، لكنني سأحاول.
Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten?
هل عليك حقًا أن تفعل هذا؟Bunu yapmak zorunda mısın gerçekten? Başka bir yol yok mu? — هل عليك حقًا أن تفعل هذا؟ أليست هناك طريقة أخرى؟
çevirmek
يترجم / يديرBu cümleyi İngilizceye çevirebilir misin? — هل يمكنك ترجمة هذه الجملة إلى الإنجليزية؟
çözüm
حلّHer sorunun bir çözümü vardır. — لكل مشكلة حلّ.
davranmak
يتصرّف / يعاملHerkese saygılı davranmalısın. — عليك أن تعامل الجميع باحترام.
deneyim
خبرة / تجربةBu iş için deneyime ihtiyacın var. — تحتاج إلى خبرة لهذا العمل.
düşünmek
يفكّرBu konuda çok düşündüm. — فكّرت كثيرًا في هذا الأمر.
etkilemek
يؤثّر في / يترك انطباعًاBu film beni çok etkiledi. — أثّر فيّ هذا الفيلم كثيرًا.
farklı
مختلفBu iki ülkenin kültürü çok farklı. — ثقافتا هذين البلدين مختلفتان جدًا.
fırsat
فرصةBu fırsatı kaçırmamalısın. — لا ينبغي أن تفوّت هذه الفرصة.
Geç kaldım, özür dilerim.
تأخّرت، أنا آسف.Geç kaldım, özür dilerim, trafik çok kötüydü. — تأخّرت، أنا آسف؛ كانت حركة المرور سيئة جدًا.
geliştirmek
يطوّر / يحسّنKendini geliştirmeye devam et. — واصل تطوير نفسك.
güvenmek
يثق بـOna güvenebilirsin. — يمكنك أن تثق به.
hatırlamak
يتذكّرOnun adını hatırlamıyorum. — لا أتذكّر اسمه.
Hava bugün çok güzel, değil mi?
الطقس جميل جدًا اليوم، أليس كذلك؟Hava bugün çok güzel, değil mi? Dışarı çıkalım. — الطقس جميل جدًا اليوم، أليس كذلك؟ لنخرج.
ilerleme
تقدّمTürkçede büyük ilerleme kaydettim. — أحرزت تقدّمًا كبيرًا في التركية.
ilgilenmek
يهتمّ بـSanatla çok ilgileniyorum. — أهتمّ كثيرًا بالفن.
karar vermek
يقرّرYarın karar vereceğim. — سأقرّر غدًا.
karşılaştırmak
يقارنİki teklifi karşılaştırmalısın. — عليك أن تقارن بين العرضين.
katkı
إسهام / مساهمةProjeye büyük katkı sağladı. — قدّم إسهامًا كبيرًا في المشروع.
korkmak
يخافKaranlıktan korkmuyorum. — لا أخاف من الظلام.
merak etmek
يتساءل / يشعر بالفضولNerede olduğunu merak ediyorum. — أتساءل أين هو.
Ne zamandan beri burada yaşıyorsun?
منذ متى تعيش هنا؟Ne zamandan beri burada yaşıyorsun? Buraya nasıl geldin? — منذ متى تعيش هنا؟ كيف وصلت إلى هنا؟
olasılık
احتمال / إمكانيةYarın yağmur yağma olasılığı yüksek. — احتمال هطول المطر غدًا مرتفع.
önermek
يقترح / يوصي بـBu restoranı sana öneririm. — أوصيك بهذا المطعم.
Onun söylediklerine katılmıyorum.
لا أتفق مع ما قاله.Onun söylediklerine katılmıyorum çünkü yanlış bilgi verdi. — لا أتفق مع ما قاله لأنه قدّم معلومات خاطئة.
paylaşmak
يشارك / يتشاركBu haberi seninle paylaşmak istedim. — أردت أن أشاركك هذا الخبر.
planlamak
يخطّطTatilimizi önceden planlamalıyız. — علينا التخطيط لعطلتنا مسبقًا.
Sana yardım edebilir miyim?
هل يمكنني مساعدتك؟Sana yardım edebilir miyim? Çantalarını taşıyayım. — هل يمكنني مساعدتك؟ دعني أحمل حقائبك.
Sence ne yapmalıyım?
برأيك ماذا يجب أن أفعل؟Sence ne yapmalıyım, gitmeli miyim? — برأيك ماذا يجب أن أفعل، هل أذهب؟
sınırlamak
يحدّ من / يقيّدHarcamalarını sınırlamalısın. — عليك أن تحدّ من نفقاتك.
sorun
مشكلةHiç sorunum yok. — ليس لديّ أي مشكلة إطلاقًا.
sürdürmek
يحافظ على / يواصلBu temponu sürdürmen çok zor olacak. — سيكون من الصعب جدًا الحفاظ على هذه الوتيرة.
tartışmak
يناقش / يجادلBu konuyu seninle tartışmak istiyorum. — أريد أن أناقش هذه المسألة معك.
tartışmalı
مثير للجدلBu çok tartışmalı bir konu. — هذا موضوع مثير للجدل جدًا.
Umarım yakında görüşürüz.
آمل أن نلتقي قريبًا.Umarım yakında görüşürüz, seni çok özledim. — آمل أن نلتقي قريبًا؛ اشتقت إليك كثيرًا.
üstesinden gelmek
يتغلّب على / يتعامل معBu zorluğun üstesinden gelebilirsin. — يمكنك التغلّب على هذه الصعوبة.
uyum sağlamak
يتكيّف / يتأقلمYeni ortama çabuk uyum sağladım. — تأقلمت بسرعة مع البيئة الجديدة.
vazgeçmek
يتخلّى عن / يستسلمAsla vazgeçme! — لا تستسلم أبدًا!
yetenek
موهبة / مهارةMüzik konusunda büyük bir yeteneği var. — لديه موهبة كبيرة في الموسيقى.
zorunlu
ضروري / إلزاميBu toplantıya katılmak zorunlu mu? — هل حضور هذا الاجتماع إلزامي؟

المستوى B2

abartmak
يبالغHer şeyi abartırsan insanlar sana güvenmemeye başlar. — إذا بالغت في كل شيء، يبدأ الناس بعدم الثقة بك.
ayrımcılık
تمييزHer türlü ayrımcılık insan haklarına aykırıdır. — أي شكل من أشكال التمييز يخالف حقوق الإنسان.
bağımsızlık
استقلالEkonomik bağımsızlık, kişisel özgürlüğün temelini oluşturur. — الاستقلال الاقتصادي يشكّل أساس الحرية الشخصية.
belirsizlik
عدم يقين / غموضEkonomideki belirsizlik insanları endişelendiriyor. — عدم اليقين في الاقتصاد يقلق الناس.
Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor.
يبدو هذا الاتفاق مفيدًا لكلا الطرفين.Bu anlaşma her iki taraf için de avantajlı görünüyor; ancak detaylar henüz netleşmedi. — يبدو هذا الاتفاق مفيدًا لكلا الطرفين؛ ومع ذلك، لم تتضح التفاصيل بعد.
Bu konuda kesin bir karar vermek zor.
من الصعب اتخاذ قرار نهائي في هذا الأمر.Bu konuda kesin bir karar vermek zor, çünkü çok fazla değişken var. — من الصعب اتخاذ قرار نهائي في هذا الأمر لأن هناك متغيّرات كثيرة جدًا.
Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı.
أصبح العمل في ظل هذه الظروف صعبًا حقًا.Bu şartlar altında çalışmak gerçekten zorlaştı; birçok çalışan şikâyet ediyor. — أصبح العمل في ظل هذه الظروف صعبًا حقًا؛ والعديد من الموظفين يشتكون.
Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor.
علينا إنجاز هذا المشروع دون تجاوز ميزانيتنا.Bütçemizi aşmadan bu projeyi tamamlamamız gerekiyor, aksi takdirde sorunlarla karşılaşırız. — علينا إنجاز هذا المشروع دون تجاوز ميزانيتنا، وإلا سنواجه مشكلات.
bütünleşmek
يندمجGöçmenler yeni ülkelerine bütünleşmek için büyük çaba gösteriyor. — يبذل المهاجرون جهودًا كبيرة للاندماج في بلدهم الجديد.
çekinmek
يتردّد / يتحفّظSorularını sormaktan asla çekinme. — لا تتردّد أبدًا في طرح أسئلتك.
çelişki
تناقضSöyledikleri ile yaptıkları arasında büyük bir çelişki var. — هناك تناقض كبير بين ما يقوله وما يفعله.
Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi.
حان الوقت للتحرّك ضد تلوّث البيئة.Çevre kirliliğine karşı harekete geçme zamanı geldi; artık beklemeye tahammülümüz kalmadı. — حان الوقت للتحرّك ضد تلوّث البيئة؛ لم يعد بإمكاننا الانتظار.
çözüme kavuşturmak
يسوّي / يحلّİki ülke arasındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturdular. — سوّوا الخلاف بين البلدين بالطرق الدبلوماسية.
dayanışma
تضامنAfet zamanlarında toplumsal dayanışma büyük önem taşır. — التضامن الاجتماعي بالغ الأهمية في أوقات الكوارث.
dönüşüm
تحوّلDijital dönüşüm iş dünyasını kökten değiştiriyor. — التحوّل الرقمي يغيّر عالم الأعمال جذريًا.
ertelemek
يؤجّلÖdevlerimi sürekli ertelersem sınav döneminde çok zorlanırım. — إذا ظللت أؤجّل واجباتي، أعاني كثيرًا في فترة الامتحانات.
farkındalık
وعي / إدراكÇevre konusunda farkındalık yaratmak çok önemlidir. — من المهم جدًا نشر الوعي بشأن البيئة.
Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz.
لا يمكنك تشكيل المستقبل دون التعلّم من الماضي.Geçmişten ders almadan geleceği şekillendiremezsiniz; bu her toplum için geçerlidir. — لا يمكنك تشكيل المستقبل دون التعلّم من الماضي؛ وهذا ينطبق على كل مجتمع.
göz ardı etmek
يتجاهل / يغفل عنBu önemli sorunu daha fazla göz ardı edemeyiz. — لم يعد بإمكاننا تجاهل هذه المشكلة المهمة.
güvenilirlik
مصداقية / موثوقيةBir gazetenin en önemli özelliği güvenilirliğidir. — أهم خاصية للصحيفة هي مصداقيتها.
Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor.
يُتوقّع من الجميع حضور هذا الاجتماع.Herkesin bu toplantıya katılması bekleniyor; lütfen takvimlerinizi kontrol edin. — يُتوقّع من الجميع حضور هذا الاجتماع؛ يرجى مراجعة جداولكم.
ileri sürmek
يدفع بـ / يزعمAvukat, müvekkilinin masum olduğunu ileri sürdü. — دفع المحامي بأن موكّله بريء.
ivedilikle
على وجه السرعة / عاجلاًBu sorun ivedilikle ele alınıp çözülmelidir. — يجب معالجة هذه المشكلة وحلّها على وجه السرعة.
kaçınmak
يتجنّب / يمتنع عنSağlıklı kalmak için fast food yemekten kaçınıyorum. — أتجنّب تناول الوجبات السريعة للحفاظ على صحتي.
kanıtlamak
يثبت / يبرهنTeorisini kanıtlamak için yıllarca araştırma yaptı. — أجرى أبحاثًا لسنوات لإثبات نظريته.
kapsamlı
شامل / موسّعBu konu hakkında kapsamlı bir araştırma yapılması gerekiyor. — يجب إجراء بحث شامل حول هذا الموضوع.
karmaşık
معقّدBu matematiksel problem ilk bakışta çok karmaşık görünüyor. — تبدو هذه المسألة الرياضية معقّدة جدًا للوهلة الأولى.
katkıda bulunmak
يساهم / يسهمHerkes topluma katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilir. — يستطيع الجميع فعل شيء للإسهام في المجتمع.
küreselleşme
العولمةKüreselleşme sayesinde farklı kültürler birbirini daha iyi tanıyor. — بفضل العولمة، تتعرّف الثقافات المختلفة على بعضها بشكل أفضل.
Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun.
كلما اجتهدت أكثر، ازداد نجاحك.Ne kadar çalışırsan o kadar başarılı olursun; bu basit bir gerçek. — كلما اجتهدت أكثر، ازداد نجاحك؛ إنها حقيقة بسيطة.
öne sürmek
يطرح / يقدّمBilim insanı yeni bir teori öne sürdü ve kanıtlarla destekledi. — طرح العالِم نظرية جديدة ودعمها بالأدلة.
öngörmek
يتوقّع / يستشرفUzmanlar bu ekonomik krizi yıllar önce öngörmüştü. — توقّع الخبراء هذه الأزمة الاقتصادية قبل سنوات.
Onun söyledikleri beni derinden etkiledi.
ما قالته أثّر فيّ بعمق.Onun söyledikleri beni derinden etkiledi ve bakış açımı değiştirdi. — ما قالته أثّر فيّ بعمق وغيّر وجهة نظري.
önyargı
حكم مسبق / تحيّزÖnyargılardan uzak durarak insanları tanımaya çalışmalıyız. — ينبغي أن نحاول التعرّف على الناس مع الابتعاد عن الأحكام المسبقة.
özgüven
ثقة بالنفسBaşarılı olmak için güçlü bir özgüvene sahip olman gerekir. — لكي تنجح، عليك أن تتمتّع بثقة قوية بالنفس.
Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz.
نراك المرشّح الأنسب لهذا المنصب.Sizi bu pozisyon için en uygun aday olarak görüyoruz ve sizinle çalışmak istiyoruz. — نراك المرشّح الأنسب لهذا المنصب ونرغب في العمل معك.
sınırlandırmak
يحدّ من / يقيّدHükümet, plastik kullanımını sınırlandırmak için yeni yasalar çıkardı. — أصدرت الحكومة قوانين جديدة للحدّ من استخدام البلاستيك.
somutlaştırmak
يجسّد / يحوّل إلى واقعFikirlerimizi somutlaştırmak için detaylı bir plan hazırladık. — أعددنا خطة مفصّلة لتجسيد أفكارنا.
Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor.
تُظهر الأبحاث الحديثة نتائج واعدة في علاج هذا المرض.Son araştırmalar bu hastalığın tedavisinde umut verici sonuçlar gösteriyor. — تُظهر الأبحاث الحديثة نتائج واعدة في علاج هذا المرض.
sorgulamak
يشكّك في / يستجوبEleştirel düşünce, her şeyi sorgulamayı gerektirir. — التفكير النقدي يتطلّب التشكيك في كل شيء.
sürdürülebilir
مستدامSürdürülebilir enerji kaynakları geleceğimiz için kritik öneme sahiptir. — مصادر الطاقة المستدامة ذات أهمية حاسمة لمستقبلنا.
tartışmak
يناقشToplantıda yeni projeyi saatlerce tartıştık. — ناقشنا المشروع الجديد لساعات في الاجتماع.
Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor.
التطوّر السريع للتكنولوجيا يؤثّر بعمق في المجتمع.Teknolojinin bu kadar hızlı gelişmesi toplumu derinden etkiliyor ve alışkanlıkları değiştiriyor. — التطوّر السريع للتكنولوجيا يؤثّر بعمق في المجتمع ويغيّر العادات.
uyum sağlamak
يتكيّف / يتأقلمYeni şehirde yaşamaya uyum sağlamak birkaç ay sürdü. — استغرق التأقلم مع الحياة في المدينة الجديدة بضعة أشهر.
Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız.
على المدى الطويل، ستحصل على عائد من هذا الاستثمار.Uzun vadede bu yatırımın karşılığını alacaksınız; sabırlı olmanız yeterli. — على المدى الطويل، ستحصل على عائد من هذا الاستثمار؛ يكفي أن تتحلّى بالصبر.
vazgeçmek
يتخلّى عن / يتنازل عنHayallerinden asla vazgeçmemelisin. — لا ينبغي أن تتخلّى عن أحلامك أبدًا.
yanıltıcı
مضلّل / خادعBu reklamdaki bilgiler oldukça yanıltıcı ve insanları yanlış yönlendiriyor. — المعلومات في هذا الإعلان مضلّلة إلى حد كبير وتوجّه الناس بشكل خاطئ.
yansımak
ينعكسGüneş ışığı göl yüzeyine güzel bir şekilde yansıyordu. — كان ضوء الشمس ينعكس بشكل جميل على سطح البحيرة.
yetersiz
غير كافٍVerilen süre bu kadar büyük bir proje için yetersiz kalıyor. — الوقت المتاح غير كافٍ لمشروع بهذا الحجم.
zorunluluk
ضرورة / إلزامYabancı dil öğrenmek artık bir zorunluluk haline geldi. — أصبح تعلّم لغة أجنبية الآن ضرورة.